Gökçek ŞifaSize Telefonunuz Kadar YakınızÜcretsiz Google Play'de
İNDİRX
Anasayfa » Diyet, Beslenme » İdeal Bel ve Kalça Oranı Ne Ölçüde Olmalıdır ?
bel çevresi nasıl ölçülür

İdeal Bel ve Kalça Oranı Ne Ölçüde Olmalıdır ?

İdeal Bel ve Kalça Oranı Ne Ölçüde Olmalıdır ?

Obezitenin klinik olarak değerlendirilmesinde basit antropometrik ölçümler, beden kitle indeksi ve bel çevresi gibi obeziteyi belirlemede ucuzluğu ve kolaylığı nedeniyle en çok kullanılan indirekt yöntemlerdir. Bel çevresi son zamanlarda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Vücut yağ dokusunun miktarı kadar dağılımı da önemlidir. Yağın karın bölgesinde ve iç organlarda toplanması tip II diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, koroner arter hastalığı ile de yakın ilişkili olan insülin direncine yol açmaktadır. Yağın ekstremitelerde, gluteofemoral bölgede toplandığı obezitede ise bu hastalıklar için risk daha düşüktür.

Kalça ve bel ölçümleriyle ilgili prosedürler henüz evrensel olarak standardize edilmemiştir . Çevre ölçümlerinin en önemli zorluklarından biri ölçüm yapılacak yerin belirlenmesidir. Çevre ölçümleri vücudun ya da parçalarının uzun eksenine dik açılarda alınmalıdır. Ölçümdeki diğer hata kaynağı da ölçüm şeridinin deri üzerine yaptığı farklı baskıdır. Ölçümlerin sıkılarak çukuriaştırılmamasına dikkat edilerek yapılması tavsiye edilir. Kadınlar için maksimal karın bölgesi, genellikle göbeğin 5 cm aşağısından ölçülür. Kalça ise, kalça kaslarının maksimal çıkıntı seviyesinden ölçülür Bel-kalça oranı genel olarak, toplan karın yağ dokusunu göstermektedir. Buna karşılık, bel çevresi ölçümünün visseral yağ dokusu miktarı ile daha anlamlı bir ilişki gösterdiği ileri sürülmektedir. Bel çevresinin erkeklerde 92 cm, kadınlarda ise 84 cm’nin üzerinde olması visseral yağ miktarının riskli sınırlara ulaştığını yansıtmaktadır Bel çevresi, karın bölgesinin yağlanmasının en iyi antropometrik göstergesi olarak kabul edilmektedir. VKİ, adipositenin göstergesi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır fakat, yağlanmanın belirlenmesinde iyi bir ölçüt olmayabilir. Antropometrik ölçümler ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir. Son yıllarda, adipoz dokunun dağılımı, abdominal ve subkutan adipoz doku arasındaki metabolik farklılıklardan dolayı şişmanlık risklerinin değerlendirilmesinde dikkate alınmıştır. Bel çevresi, vücut yağ yüzdesi ve VKİ arasında güçlü ilişki olduğu belirtilmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne göre, bel çevresi ölçümü, toplum temelli araştırmalarda yağlanma ve bölgesel yağın ölçümünde kullanılan en kolay ve en etkili antropometrik göstergedir.

bel çevresi nasıl ölçülür

Bel Çevresi Ölçümü ve Obezite

Bel çevresi ölçümüne göre obezite değerlendirmesi aşırı kiloluk derecesini belirlemekten çok kiloya bağlı sağlık sorunu hastalığı gelişme olasılığını belirlemek için kullanılır. Aynı model bel/kalça oranı hesaplanması şeklinde de kullanılabilmektedir.

Göbek deliği seviyesinde ölçülen bel çevresi kadınlarda ideal olarak 80 santimetre, erkeklerde ise 94 santimetre ve altında olmalıdır. Erkeklerde bu çevrenin 102 santimetreden, kadınlarda ise 88 santimetreden fazla olması durumunda kiloya bağlı sağlık sorunları gelişme olasılığı belirgin bir şekilde artmaktadır.

Santral Obezite (“merkezi şişmanlık”) adı verilen ve PKO’da sık görülen obezite paternini ortaya koymak için yapılan bel-kalça ölçümünde bel/kalça oranının erkekte 1.0 ve daha fazla olması, kadında ise 0.8 ve daha fazla olması da kiloya bağlı sağlık sorunları gelişme olasılığı belirgin bir şekilde artıran diğer bir durumdur.

Amerika ve Avrupa’da obezite giderek yaygınlaşmaktadır ve bu maalesef ülkemizde de böyledir. Amerika Birleşik Devletlerinin verilerine göre bu ülkede yaşayan kadınların %25’i kilolu, %25’i ise obez kategorisindedir.

Obezitenin artmasının en muhtemel nedeni insanların sedanter yaşam tarzı dediğimiz enerjinin fazla harcanmadığı bir yaşam tarzı benimsemesi, öte yandan muhtemelen zaman sorunu nedeniyle egzersiz yapmaya fazla zaman ayırmamasıdır. Sedanter yaşam tarzı “iki kat için bile asansör kullanmak”, “bakkala bile arabayla gitmek”, “faturalarımızı telefon veya internet kanalıyla ödemek”, “akşam yürüyüş yapmak yerine, muhtemelen buna uygun alan olmaması nedeniyle TV seyretmeyi tercih etmek” gibi farklı şekillerde açıklanabilir. Bunlar bizim fazladan aldığımız kalorileri harcamamamıza neden olan durumlardır.

Obezite sorununun yaygınlaşmasında diğer önemli bir etken de bizi günlük aldığımız kalori miktarının artmasına iten nedenlerdir. Yıllar öncesiyle günümüzü karşılaştırdığımızda “porsiyonların” ne kadar büyüdüğünü bariz olarak görebiliriz. 10-15 yıl öncesinde içecekler 200 mililitrelik şişelerde, “aile boyu içecekler” de 1 litrelik şişelerde satılırdı. Günümüzde ise bu boyda bir içecek artık bir insanın ihtiyacına bile zor cevap verir hale gelmiştir. Porsiyonlarının büyüklüğüyle ün yapmış Amerikan tarzı beslenmeyi giderek daha fazla adet edinen toplumumuzda çocuklarda bile şişmanlık oranı artmaktadır.

Çalışmalar, kadınlarda erkeklere göre obezitenin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu fark özelikle ileri yaşlarda daha da açılmaktadır. Bunun en muhtemel nedeni kadınların doğal olarak “bazal metabolizma hızlarının”, yani vücudun genel işlevlerinin sürmesi için gerekli en az en az enerji ihtiyacının daha düşük olmasıdır. Menopoz dönemine giren bir kadında yumurtlama sonrası dönemde artan kalori harcanımı da devre dışı kaldığından bu durum daha da belirginleşir.

Bazal Metabolizma, yani vücudumuzun “rölantide” çalışırken harcadığı enerji yaşla birlikte azalma eğilimindedir. Bilimsel veriler kadınlarda bu enerjinin 18 yaşından itibaren 10 yılda bir %2 azaldığını göstermektedir. Kadınlar bu düşüş nedeniyle günlük aldıkları besin maddeleri sabit kalsa bile her yıl yaklaşık 0.4 kilogram almaktadırlar. Egzersiz yapılarak günlük harcanan enerji miktarının artırılmasıyla bu durum bertaraf edilebilir. Bu nedenle “benim yaşım geçti, egzersiz neyime” anlayışını terk etmek, bunun yerine “yaşım ilerledikçe kilomu korumak için daha fazla egzersiz yapmalıyım” felsefesi benimsenmelidir.

“Ne yesem yarıyor” yakınması insana ilk başta kilolu olan birinin bahanesi gibi görünmektedir. Ancak bu maalesef doğrudur. Bazı kadınlar sıkı bir diyet yapmalarına rağmen zayıflayamamaktadır. Nefsine hakim olamama ve tembellik, obezite gelişimin açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bazı insanlar tümüyle sağlıklı olmalarına karşın bazal metabolizmaları çok düşük olduğundan kolay kilo almakta, zor kilo vermektedir. Bu sorunu çözmek için yapılması gereken bir doktora başvurarak kilo alma sorununa neden olan tıbbi bir durumun söz konusu olup olmadığının belirlenmesi ve gerekli tedavinin alınması, bir sorun saptanmadığında ise günlük yapılan egzersiz miktarının artırılmasıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.