Yaşlanan erkeğin kabusu: Prostat

Üroonkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çağ Çal, 15 Eylül Dünya Prostat Günü nedeniyle sorularımızı yanıtladı:

Prostat hastalıkları yaşlanan erkek için kaçınılmaz mı?

– Evet. Ancak erkeklerin bu doğal gerçekten dolayı büyük bir tedirginlik duymalarına gerek yok. İsmi en fazla kaygı yaratan prostat kanserinden örnek vererek başladığımda sanıyorum ifadelerim daha iyi anlaşılacaktır.

ERKEKLERDEN ÇOK EŞLER DİKKATLİ

Çok az sayıda erkek prostat hastalıkları konusunda duyarlı davranıyor. Kanser tanısı alan erkeklerin çoğunluğu eşlerinin, kız kardeşlerinin ve hatta kızlarının uzun süreli ısrarlarının ardından ürologlarla görüştüklerini, hastalıklarının bu sayede teşhis edildiğini ifade ediyorlar. İdrar yapma ile ilgili sorunu olmayan ya da olmadığını düşünen erkekler doktor kontrolüne gelmiyor. Oysa ileri evre hastalığı olanlar dışında prostat kanserli çoğu erkek idrar yapma zorluğu yaşamıyor. Bu nedenle bir çok erkeğe prostat kanseri teşhisi gecikilerek konuluyor. Kadınlarımız prostat hastalıklarını ve kanserinin erken teşhisini adeta kendi sağlık sorunları gibi sahiplendikleri için biz hekimlerin hastalarımıza tıbbi destek vermemizde en önemli yardımcımız haline geliyorlar. Çünkü teşhis sonrasında da tedavi ve takiplerin düzenli yapılmasında büyük bir hassasiyetle konunu takipçisi oluyorlar. Neredeyse “Kadınların Prostat Sorunu” tanımını kullansam günlük yaşamın gerçeğini abartmadan ifade etmiş olurum.

Prostat bezi dokusunda kanser hücrelerine dönüşüm gelişmesi için erkeklerin vücutlarında androjen (erkeklik) hormonu bulunması ve yeterince uzun süre yaşamaları yani yaşlanmaları yeterli. Daha açık bir söylemle, 100’üncü yaşını kutlayan hemen hemen bütün erkeklerde prostat kanseri kaçınılmaz olarak gelişecektir. Prostat bezinde yaşlanma süreci içerisinde doğal gerekçelerle ortaya çıkan bu değişimin ismi kanser olsa da hemen hemen hiçbir erkekte yaşam tehdidine zemin yaratacak bir hastalığa dönüşmez.

REKTAL TUŞE ŞART

Rektal tuşe muayenesi şart mı? Erkeklerin bu konuda önyargıları sürüyor mu?

– Prostat hastalıklarının teşhis edilmesinde parmakla makattan yapılan muayene (rektal tuşe) mutlak bir zorunluluk. Bu muayene sırasında hekimler prostat bezinin büyüklüğünü, kıvamını ve yüzeyindeki olası düzensizlikleri belirler. Tek başına muayene bulgusu ile kanser teşhisi koyabilme gücü sadece yaklaşık yüzde 18 civarında. Ancak çok fazla PSA üretmeyen fakat sadece muayene bulgusunun ardından yapılan incelemelerle teşhis konulan prostat kanseri vakaları söz konusu olduğu için rektal tuşe mutlaka yapılmalı. Muayene bulgusu ve kan PSA değerini bir arada değerlendirerek hangi erkeğe kanser şüphesi nedeniyle biyopsi yapılacağına ürolog karar verecektir.

Benzer bir durum iyi huylu prostat büyümesi için de geçerli. Çünkü yaklaşık ellili yaşlardan sonra mikroskop altında doku düzeyinde yapılan değerlendirmelerde iyi huylu büyüme olarak tanımlayabileceğimiz değişimler prostat bezinde görülmeye başlıyor. Ancak bu değişim her erkekte ilaç kullanımını ya da cerrahi tedaviyi gerektirecek klinik yakınmalara yol açmıyor. Prostat bezi iltihaplanması (prostatit) hastalığını ise 50 yaşından sonra çok fazla görmüyoruz. Bu hastaların idrar yapma, alt karın bölgesi ve üreme organları çevresinde ağrı şikayetleri doktora gelmelerindeki en önemli faktörler.

İLK MUAYENE 40-50 YAŞLARINDA

Geçmiş yıllarda erkeklere prostat kanserinin erken teşhis edilmesi için yıllık kontroller öneriliyordu. Bugün için bu kadar yoğun değerlendirmeye de gerek olmadığı sonucuna ulaşıldı. Prostat kanseri açısından risk taşımayan erkeklerin 40-50 ve 50-60 yaşları arasında birer defa prostat muayenesi olmaları, kanda PSA(Prostat Spesifik Antijen) değerlerinin ölçülerek ürolog tarafından değerlendirilmesi öneriliyor. Bu değerlendirmenin ardından sonraki kontrolün ne zaman yapılacağını doktor söyleyecektir. Hastalık açısından riskli gruptaki erkekler, birinci derece akrabalarında prostat kanseri bulunan kişiler. Bu gruptaki erkeklerin prostat kanseri tanısı alma olasılıkları toplumdan daha yüksek olduğu için yakın izlemleri ve ürolog kontrolleri çok önemli.

Her prostat büyümesi kanser öncüsü müdür?

– Prostat dokusu erişkin erkekte yaklaşık 20 gr ağırlığında. İyi huylu prostat büyümesi olarak isimlendirdiğimiz hastalıkta bezin içerisinden geçen idrar kanalının çevresindeki hücrelerin sayısında artış görülür. Şüphesiz hücre sayısındaki çoğalma ile birlikte prostatın boyutu ve ağırlığı da artıyor. Büyümenin ardından erkeklerde idrar atımıyla ilgili yakınmalar gündeme gelir. Ancak iyi huylu bu büyüme ile prostat kanseri arasında hiçbir ilişki yok.

PSA(Prostat Spesifik Antijen) testi tarama için yeterli mi?

– Kanda toplam PSA değerinin ölçümü teşhis açısından büyük önem taşısa da tek başına değerin yüksek olması prostat kanseri tanısı konulması için yeterli değil. Çünkü prostat bezi ve alt idrar yollarıyla ilgili tüm sorunlarda, yaşlanmayla, ırklara özel olarak kanda PSA değeri yükselebilir yani sadece kanseri olan hastalarda yükselmiyor. Ayrıca PSA değerini bisiklete binmek, cinsel ilişki gibi etkenlerin de arttırdığını biliyoruz. Bu nedenle PSA testi prostat bezi hastalıklarına özel olsa da sadece kanserine özgün değil.

Ölçülen PSA değerinin ne anlam ifade ettiğini erkeğin tüm özelliklerini ve muayene bulgularını dikkate alarak ürologlar öngörebilirler. PSA değerinin laboratuvar kağıtlarında yazan referans değerleri içerisinde olması o erkekte kesinlikle kanser olmadığını göstermez. Çünkü PSA değeri 1ng/ml düzeyinden düşük olan erkeklerde yüzde 6, PSA 2.5-4ng/ml arasında olan erkeklerde yüzde 25 olasılıkla prostat kanseri saptanabilir.

TEDAVİ GELİŞİYOR

Yaklaşık son 15 yıl içerisinde prostat kanserinin teşhisiyle hastalığın cerrahi, ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaçla tedavisinde büyük değişimler oldu. Prostat dokusunun görüntülenmesinde kullanılan yöntemlerde, kanser teşhisi için biyopsi alma tekniklerinde ilerlemeler sağlandı. Cerrahide robot yardımlı teknik kullanılmaya başlandı. Işın tedavisi uygulamaları teknolojik gelişmelerle etkinliği arttı. İleri evre hastalık tedavisinde çok sayıda ilaç kullanıma girdi. Halen prostat kanseri nedeniyle yaşamları tehdit altında olan hastalar olsa da elde edilen gelişmelerle tedavilerimiz hastalarımızın yaşam sürelerinde artık uzama sağlayabilir hale geldi. Yaşam süresinde uzama sağlayabilen ilaçlar Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde günlük kullanıma girdi. Ancak Türkiye’de bu ilaçların tümünü kolaylıkla hastalarımızın kullanımına sunmakta halen zorluklar yaşanıyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.