Warning: Declaration of tie_mega_menu_walker::start_el(&$output, $item, $depth, $args, $id = 0) should be compatible with Walker_Nav_Menu::start_el(&$output, $item, $depth = 0, $args = Array, $id = 0) in /home/vucutorg/public_html/wp-content/themes/jarida/functions/theme-functions.php on line 1904
Anestezi Güvenli Mi ? Anestezi Riskli Midir ? | Vücut - Sağlık - Şifalı Bitkiler
Gökçek ŞifaSize Telefonunuz Kadar YakınızÜcretsiz Google Play'de
İNDİRX
Anasayfa » Tıbbi Bilgiler » Anestezi Güvenli Mi ? Anestezi Riskli Midir ?
anestezi güvenli mi anestezinin tehlikeleri

Anestezi Güvenli Mi ? Anestezi Riskli Midir ?

anestezi güvenli mi anestezinin tehlikeleriAnestezi Güvenli Midir, Anestezi Riskli Midir?

Güvenlik; tehlikelere karşı korunmak, kazalardan uzak kalabilmek olarak tanımlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında anlatılan bir takım eski hikayelere rağmen modern anestezi gerçekten güvenlidir. Anestezi 1980’li yıllardan itibaren kendisi ile yüzleşmiş, kendi kendini sorgulamış, sonunda anestezide güvenliği sağlayan sistemi geliştirebilmiştir. Sis­temin ana dayanağını güvenlik kültürü oluşturmaktadır. Gü­venlik kültürü aslında tehlikelere karşı alınması gereken ön­lemler paketidir. Örneğin elektriğin çarptığını öğrendiği­nizde, çarpılmamak için hangi önlemleri alacağınızı saptaya­bilirsiniz. Patlayıcı gazlara karşı alarm sistemleri geliştirebilirsiniz. Trafik kazalarına karşı trafik kurallarını saptarsınız. Bütün bu önlemler güvenlik kültürünün sonucu olarak belir­lenmiştir. Kendisi ile yüzleşmesini takiben anestezi de hikayelere konu olan sebepleri saptamış ve olaylara karşı ciddi önlemler paketini ortaya koymuştur. İşte bu nedenlerle anestezi günümüzde eskiye oranla çok ama çok güvenlidir. (düşük akımlı anestezi)

Güvenliğin en açık delili eski uygulamalar ile modern anestezi uygulamaları arasındaki ölüm oranlarına ait farktır. 50’li yıllarda anesteziye ait ölüm oranı yaklaşık 1500 anes­tezi uygulaması başına 1 iken bu oran bugün 250 000 anes­tezi uygulaması başına l’e inmiştir. 250 000’de bir olasılık aslında yolda yürürken başınıza saksı düşme olasılığı ile ne­redeyse aynı belki de ondan bile azdır. Hiç kimse başına saksı düşecek diye sokağa çıkmamazlık etmiyor. Arzulanan, anestezi ölüm oranının sıfır olmasıdır. Bunun başarılıp başarılamayacağı henüz bilinmiyor. Anesteziyi bir yana bırakır­sak hangi hastalık için risk sıfırdır diyebiliriz. Grip. nezle gibi basit kabul edilen hastalıkların bile nereden baksanız anesteziye yakın ölüm riski taşıdığı görülür. Bu nedenle geçmiş dönemlerden günümüze ulaşan fakat anlamını bugün için kaybetmiş olan hikayelerin etkisi altında kalarak anes­tezi riskini olduğundan daha fazla abartmak, bu yüzden ameliyat olmaktan korkmak ve kaçmak doğru değildir.

Anesteziyi Güvenli Yapan Nitelikler

Anasteziyi güvenli kılan birçok faktör vardır. Aneztezi­nin nasıl güvenli hale geldiğini anlayabilmek için önce ame­liyatlarda nelerin riski arttırdığını bilmek yerinde olur. Anestezi açısından risk faktörleri 2 gruba ayrılır.

1- Hastaya Ait Risk Faktörleri: Hastaların sağlıklı veya hastalıklı yapıya sahip olup olmadıkları önemli bir risk faktörüdür. Ameliyat nedeni olan hastalıklar ayrıca değerlendirilmek üzere bir yana bırakılırsa ameliyat önerilen hastalar Amerikan Anestezi derneği tarafın­dan taşıdıkları risklere göre gruplandırılmışlardır. ASA sınıflaması denen bu gruplamaya göre hastalar aşağı­daki şekilde sınıflandırılmıştır:

ASA I grubu hastalar; Ameliyat gerektiren hastalığın dışında hiçbir hastalığı olamayan hastalar grubudur. Örneğin 20 yaşlarında sportmen yapılı olup kırık ame­liyatı geçirecek bir hasta bu gruba girer. Risk açısından en hafif grubu oluştururlar.

ASA II grubu hastalar; Ameliyat gerektiren hastalığın yanı sıra hafif derecede başka hastalıkları olan hastalar grubudur. Örneğin ameliyat sebebi olan hastalığın yanı sıra hipertansiyon, diyabet, koroner yetersizliği, astım, allerji, geçirilmiş felç, geçirilmiş infarktüs, romatizma, vb. hastalıkları bulunan hastalar bu gruba girer. Bir ön­ceki gruba göre daha riskli hastalardır.

ASA III grubu hastalar; Ameliyat gerektiren hastalığın yanı sıra orta derecede bir önce sayılan hastalıkları olan hastalar. Ağır risk grubunu oluştururlar.

ASA IV grubu hastalar; eşlik eden hastalıkları yeter­sizlik sınırına yaklaşacak kadar ciddi olan hastalar bu gruba girer. Anestezi açısından daha ağır risk grubunu oluştururlar.

ASA V grubu hastalar; eşlik eden hastalıkları yetersiz­lik sınırını geçmiş olup sağlıkları açısından ciddi so­runları olan ve ameliyat edilse de edilmese de 24 saat­ten daha fazla yaşma ümidi bulunmayan hastalar bu gruba girer. Anestezi açısından bir önceki gruptan daha da ağır risk grubunu oluşturur.

ASA E (Emergency) grubu hastalar; her durumda acil olarak ameliyat edilmek zorunda kalınan hastalar olup en ağır risk grubu hastaları oluştururlar.

Bu sınıflamanın dışında ayrıca yaş, şişmanlık, aşırı şiş­manlık sigara, alkol alışkanlıkları, anatomik bozuk­luklar, (kamburluk, boyun eklemlerinin kireçlenmesi, alt ve üst çene bozuklukları damak, dudak yarıkları), ilaç ve Çin tıbbı adı altında son zamanlarda kullanımı giderek artan ve bitkilerden elde edilen maddelerin kullanılması ayrıca ek risk oluştururlar.
ASA sınıflamasında ağır risk grubunda yer alan birçok hasta anestezi alıp ameliyat olmakta ve sağlıklarına kavuşmaktadırlar. Çünkü günümüzde anestezi tek bir yöntem uygulamamaktadır. Genel anestezi veya bölge­sel anestezi kendi içerisinde farklı anestezi yöntemleri içerir. Böylece anestezi uzmanı hastanın durumu ile bağdaşabilen en uygun anestezi yöntemini belirleyip uygulama olanağına sahiptir. Ayrıca hastaların bu sı­nıflamada durumlarının belirlenmesi anestezi uzma­nına doğabilecek problemlerin neler olabileceği, bu problemlerin anestezinin hangi safhasında ortaya çıka­bileceği hakkında fikir verir. Anestezi uzmanı böylece problemleri belirleyerek gerekli önlemleri alır ve riski azaltmaya çalışır. Örneğin son zamanlarda bitkilerden elde edilen bazı doğal maddeler sağlık açısından ya­rarlı kabul edilip yaygın olarak kullanılmaktadır. Oysa bu maddelerin bazıları anestezi açısından sakıncalıdır. (anestezi fragman)

Bu durumda ilaçlar ameliyattan belli bir süre önce ke­silerek bu ilaçların kullanılmasının yaratacağı sorun­lara bağlı risk faktörleri ortadan kaldırılmış olur. Açıkça anlaşılacağı gibi birçok risk faktörü önlemler alınarak ortadan kaldırılır. Bunun tek şartı anestezi uzmanının olaydan haberdar olmasıdır. Hastalar ile il­gili risk faktörlerinin ortadan kaldınlabilmesinin en önemli şartı hastanın hiçbir şeyi ihmal etmeden anes­tezi uzmanına anlatmasıdır. Buradan çıkarılacak diğer önemli bir sonuç, hastaların ameliyat masasına yatma­dan yeterli bir süre önce mutlaka anestezi uzmanı ile karşılaşmalarının ne kadar önemli olduğu gerçeğidir.

2- Anesteziye Ait Risk Faktörleri: Her tıbbi girişim bir risk taşır. Örneğin damara, kalçaya iğne yapmak, se­rum vermek, ilaç içmek, endoskopik inceleme yaptır­mak, ameliyat olmak vs. Anestezi de bir tıbbı girişim olduğuna göre onun da bir riski elbette ki vardır.

Anestezi güvenliğini sarsan ve anestezi açısından risk oluşturan birçok sebep sayılabilir. Bunlar arasında anesteziyi anestezi uzmanının verip vermediği ilk sıra­da yer alır. Çünkü anestezide kullanılan ilaçlar tıbbın en ağır ve riskli ilaç grubunu oluşturur. Öte yandan anestezi verilirken bugün ileri teknolojiyi içeren anes­tezi makineleri, otomatik solunum aletleri, yaşamsal belirtileri izleyen gelişmiş aletler yani monitörler kul­lanılır. Gerek anestezi ilaçlarının gerekse aletlerin bu konuda özel eğitim almış ehil kimseler yani anestezi uzmanları tarafından kullanılması gereklidir. Anestezi uzmanı ameliyat boyunca hastaların nabız, tansiyon, solunum, ısı gibi bulgularını yakından izler. Hastada, anestezi alet ve ilaçlarından veya ameliyattan kaynak­lanan bir sorun ortaya çıktığında yakından izleme sa­yesinde olayı derhal fark eder ve vakit kaybetmeden düzeltir. Bu gibi durumlarda ne yapılacağını ve sorunun nasıl giderileceğini en iyi anestezi uzmanı bilir. Bu nedenlerle anestezi riskini azaltan en önemli faktör anestezinin uzman hekim tarafından veya onun dene­timi altında verilmesidir.
Diğer önemli bir faktör, anestezinin verildiği ortam ve bu ortama ait özelliklerdir. Kural olarak anestezi, gü-venlilik açısından ameliyathane koşullarını içeren or­tamlarda verilmelidir.

Ameliyathaneler güvenlik açı­sından birçok ileri olanaklara, gelişmiş teknik dona­nıma sahip ortamlardır. Buradan yola çıkarak günü­müzde anestezi verilecek ortamın asgari koşullarının neler olması gerektiği ile ilgili kurallar belirlenmiş, standartlar ortaya koyulmuştur. Bu standartları içer­mek koşulu ile anestezi ameliyathane dışında da veri­lebilir. Aslında bu kural ve standartlar anestezinin hangi ortamlarda verilemeyeceğini belirleyen ve yasakla­yan kurallardır. Yani asgari güvenlik koşullarını sağ­lamayan poliklinik revir, muayenehane gibi ortamlarda anestezi verilmemelidir.

Günümüzde anestezide kullanılan ilaçlar konusunda da önemli gelişmeler olmuştur. Yirminci yüzyılın ortala­rına kadar anestezide eter veya kloroform gibi tek bir ilaç kullanılmıştır. Eter ve benzeri tek bir ilaç ile anes­tezi oluşturmak için o ilaçtan çok fazla kullanmak gerekir. Solunum yoluyla alınan bu ilaçların özellikle kalp ve dolaşım sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkileri vardır. Hastaların anesteziden uyanmaları bu ilaçlar kullanılırsa çok uzun sürer ve bulantı-kusma gibi isten­meyen rahatsızlıklara sebep olurlar. (anestezi kremi)

40’lı yıllardan sonra bir çok yeni anestezi ilaçları elde edilmiştir. Bu ilaçlar daha kısa etkili daha güçlü ilaç­lardır. Böylece daha az dozlar kullanarak anestezi sağlamak mümkün olmuştur. Doz az olunca ilaca bağlı yan etkilerin görülmesi olasılığı çok azalır. Yeni ilaçla­rın kısa etkili olmaları bu ilaçların bir arada kullanıl­masına ve böylece dozlarda azalma sağlanırken daha güçlü anestetik etki elde edilmesine olanak sağlamıştır. Bugün dengeli anestezi yöntemi olarak adlandırılan bu yöntem anestezi uzmanına hastanın sağlık durumuna göre en uygun ilaçları ve dozları seçme olanağı sağla­mıştır. Böylece aşırı miktarda ilaç verme zorunluluğu ortadan kalkmıştır.

70’li yıllardan sonra anestezi sırasında yeni aletler kullanılmaya başlanmıştır. Bu aletler kullanıma girin­ceye kadar anestezi altındaki hastalar elle nabız sayıla­rak ve gerektiğinde stetoskop ile kalp sesleri dinlenerek kontrol edilirdi. Şimdi kullanılan ve monitör deni­len aletler ile hastaların EKG bulguları, kalp atım sa­yıları, nabız sayıları, vücut ısıları, kan oksijen ve kar­bondioksit değerleri, verilen anestezi ilacının akciğerlerdeki miktarları ve daha başka hayati açıdan önem taşıyan bulguları sürekli izlenmektedir. Böylece o za­mana kadar adeta gözü kapalı olarak verilen anestezi şimdi gözü açık verilir hale gelmiştir.

Uyanma odaları anestezinin günümüzde daha güvenli hale gelmesini sağlayan diğer önemli bir faktördür. Hastanın uyanması ve ameliyat masasından kalkması ile anestezi sona ermez. Hastaların servislere geri gön-derilebilmesi için anestezide kullanılan ilaçların tehli­keli etkilerinden tamamen arınmış olmaları gerekir. İlaçlar ne kadar kısa etkili de olsalar zararsız hale ge­lebilmeleri için belli bir zamana gereksinim vardır. Bu zaman uyanma odaları denen ve ameliyathanelerin ol­duğu mekanda oluşturulan bir yerde hastaların bir süre bekletilmeleri ile sağlanır. Hastalar uyanma odalarında yine yakından izlenir, tamamen kendilerine gelmeleri sağlanır, ağrı kesici tedavi planlanır, başlatılır ve on­dan sonra servislere gönderilir. Böylece erken dö­nemde ortaya çıkabilecek yan etkilerin gözden kaç­ması önlenmiş olur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.