GÖKÇEK Tentür

Gökçek Tentür: Bu Gökçek Tentür Gökçek İksirden farklı olarak birleşimide sarımsak yoktur. Ve farklı olarak diğer antiivrel antibakteriel özeliklere sahip şifalı bitkiler vardır. Limon suyu, ada çayı, maydanoz, lahana suyu, sirke, sarımsak, karanfil, tarçın, zerdeçal, yara otu, zeytin yaprağı, kekik, altın başak otu, atkuyruğu otu, zencefilvs içerir.Kaliteli koyu renkli üzüm sirkesinden oluşan tonik mükemel bir curuf çözücü ve bağışıklı sistemini güçlendiricidir. Bu şifalı bitkiler antiviral (virüsleri öldürücü, yokedici), antibakteril (bakterileri öldürücü) ve antimikotik (mantarları öldürücü, yokedici) özeliklere sahip bir şifalı bitkilerdir. Bu şifalı bitkiler ile etkisini çok çok artırdım, fakat bu bitkiler hakkında bilgi veremeyiz, çünkü buluşumuzunun temelini bu bitkiler oluşturur.

Gökçek Tentürü üretmemizin sebebi büroda çalışan veya satış elemanı olarak çalışanların yoğun istekleri olmuştur. Gökçek İksir ile Gökçek Tentürün bir önemli farkıda Gökçek İksir hafif zayıflatıcı iken, Gökçek İksir-S kilo aldırıcıdır.
Bağırsaklar, dişdipleri, dokular ve bağdokusndaki curuflara (Curuf nedir?’e bak) mikroplar yerleşir ve ocak (herd) oluşur. Gökçek İksir-S bu curufları eritir ve burada yuvalanmış mikroplar açıkta kalır ve bağışıklık sistemi böylece daha önceden ulaşamadığı mikroplara ulaşır ve yokeder. Gökçek Tentür vücudumuzdaki kolesterol, lipid, ve trigliserid gibi zararlı yağları eritir, yüksek tansiyonu önler ve kandaki şekeri düşürür. Beyin kanaması, kalp krizi, kronar yetersizliği, kistler, lenf bezelerindeki şişme, yağ bezeleri, damar sertliği gibi bir çok rahatsızlığı önler, cinsel güçü artırır ve sindirimi kolaylaştırır. Her türlü iltihaplı hastalıkları iyileştirir.

Gökçek Tentür doğduğunuz günden yaşadığınız ana kadar ki bütün hastalıkları kademeli olarak iyileştirir ve vücudu arıtır. Gökçek Tentür kulandıktan sonra virüsler bağışıklık sistemi tarafından tanınır ve dışarı atılır. Öreneğin genital herpese varsa bölgede herpes oranı artabilir, çünkü saklı gizli olan virüsü dışarı artar Bu başka virüs türleri içinde geçerlidir örenğin uçuğa sebp olan herpes labiales de aşırı oranda dudaklar ve yanaklarda ucuğa sebep olur. Bu nednele herpes azdı daha da çoğaldı diye paniğe kapılmayınız bu geçici bir durmudur. Bu durum virüsün yoğunluğuna göre 1-3 hafta sürebilir. Bu süre sonunda virüsler yavaş yavaş azalır ve yok olur. Gökçek Tentür bağışıklık sistemini ssistemini sürekli güçlendirir ve böylece başta Makrofaj, T-Hücreleri ve B-Hücreleri daha hareketli bir savunmaya geçerler.

Gökçek Tentür sadece hastalar değil sağlıklı insanlarda kulandığında daha dinç ve dinamik olurlar. Çünkü sağlıklı kişide veya sağlıklı gibi görünen kişide mutlaka mikrop ve curuf vardır. Ve Gökçek Tentür kulanıldığında vücudu arınır ve rahatlatır daha dinamik olur. Mikroplar hakim duruma geçtiğinde hastalık ortaya çıkar, hastalık ortya çıkmadan müdahale etmekle ileride çıkabilecek rahatszılığı önlersiniz. Gökçek Tentür buzdolabında muhafaza edilmeli, kulanmadan önce mutlaka çalkalanmalı, tadını acı bulanlar (yaşılı ve çocuklar) bir bardak su veya portakal suyu ile karıştırarak içebilir. Hastalığın akut veya kronik oluşuna göre Gökçek Tentüründen günde 3-5 defa 2 çorba kaşığı 4-8 ay hatta daha uzun süre alınabilir.

Gökçek Tentür bağırsak içeriğine etkiederek, burada pH değerlerinin hafif asitli ortama (faz) değismesini sağlar. Böylece bağırsaklarda oksijenli (areob) bölgeler çoğalır. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler oksijenli ortamda yaşarken , patojen (hastalık yapıcı ) bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler daha çok oksijensiz (anareob) ortamda yaşarlar. Sağlıklı bağırsakta faydali bakteriler düşünürsek vede bir nokta kadar bir alanda milyarlarca bakterinin yaşadığına göre, bağırsakların önemi anlaşılır. Sağlıksiz beslenme (aşırı hayvansal besin tüketme), aşırı siyahçay, kahve, alkol, ve sigara içme vede kimyasalilaç kulananlarda bağirsakflorasi bozulur (faydali bakteriler azalır ve mikroplar çoğalır).

Antibiyotik ilaçlarla iltihaplari önlemeye çalışırken, çoğu zaman içimize mini atombombaları atığımızın farkına varmayız. Kimyasal ilaçlar, özeliklede antibiyotikler vücudumuzda, özeliklede bağırsaklarda faydalı, zararlı demeden herşeyi tahrip ederler. Kimyasal ilaçlardan her yıl Almanyada 25 bin kişi ölüyor ve milyonlarcasıda hastalanıyor. Kimyasal ilaçlar ne kadar kısa süreli kulanılırsa zararıda o oranda az ve doğal ilaçlar ne kadar uzun süre kulanılırsa fazdasıda o oranda büyük olur. Özeliklede antibiyotiklerin yaptığı tahribatlar oldukca büyüktür ve adeta herbiri bir mini atombombası gibidir. Herhangi bır ilaçı kulanmadan önce mutlaka yantesirlerin dikkat edilmelidir.

Bağırsaklara yerleşen patojen bakteriler ve mantarlar besin artıklarından zehirli gazlar (metan, etan, propan, butan hexan vb?), zehirli alkoller (metanol, etanol, propanol, butanol, pentanol vb?) ve biyojen aminler (örneğin histamin bu allerjiye sebep olur.) üretir. Bunlara ilavetten bağırsak içeriğinin pH?sı nötürleştiğinden NH4+ (Ammonyum) yerine NH3 (Amoniak) ortaya çıkar, bu ise diğer zehirli maddeler gibi positif veya negatif yüklü olmadığından onlar gibi kolayca kana karışır. Kandaki bu zehirli maddeler asidoza (kanın ve dokuların asitlenmesi) sebep olabilir, bu ise tehlikelidir.

Bu zehirli ve zararlı maddeleri arıtmak için karaciğer çok yoğun çalışmak zorunda kalır. Neticede karaciğer kendi asli görevi olan enzim, hormon ve gallikasit gibi bilinen 400 çeşit maddeyi salğılamakta zorlanır ve salğıladığı maddelerin kalitesi düşer. Buda besinlerin tam olarak sindirilememesi demektir. Bu durum başta sindirim organları: mide, pankreas ve bağırsaklar olmak üzere organları negatif etkiler. Büylece ortaya bir şeytan üçgeni oluşur ve kişi hiç beklemediği organlarında ağrılar ve iltihaplar vede hastalıklar ortaya çıkar.

Bir diğer önemli faktörde bağırsakflorasının bozulması sonucu, faydalı bakterilerin üretiği B12-Vitamini ve besinlerdeki B6 Vitamini ve folikasit oranında düşme olur. Aminosaitlerden methionin hücre yenilenmesi sırasında proteinların ana maddesidir. Methionin proteine dönüşürken artık madde olarak homocystein ortaya çıkar. Homocystını B6 ve B12-Vitamileri ile folikasit zararsız hale getirir. Bu vitaminlerin oranını düşmesi homocystein ornının artması demektir. Homocystein ise kalitesiz kolesterolu (LDL-Kolesterolu) oksitler. Oksitlenen kolesterol savunma sistemi tarafindan tehlikeli madde olarak alğılanır vede özelikle makrofaj tarafından yenir. Sürekli oksitlenmiş kolesterol yiyen makrofaj patlıyarak ölür ve ortaya sümüksü, süngerimsi ve yapışkan bir madde ortaya çıkar.

Uzmanlar buna kolesterol desede bu kolesterol olmayıp plak, curuf veya artık madde diye anılması gereken bir maddedir. Curuf (plak) başta damarların iç yüzeyi, bağ dokusu, hücre araları ve mukozaya (sümüksü içderi özeliklede bağırsak mukozası ) yapışır ve bir çok hastalığa sebep olur. Çare gökçek tonikiindir, Gökçek Tentür bağırsak içeriğini hafif asitli ortama çevirerek, buraya yerleşmiş olan mikropları (patojen bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler) yokeder.

Gökçek Tentür curufları (Curuf nedir?’e bak) eritir ve böylece mikroplar ortaya çıkar. Ortaya çıkan mikropları immün sisteminin savunma güçleri (Makrofaj, B-Hücreleri, T-Hücreleri vb.,) tanır ve onlara karşı bir taarruz (mücadelle) başlatır. Bu mücadele nedeniyle geçici olarak 1-2 hafta ağrılarınız artabilir. Bu korkulacak bir durum değildir, aksine bağışıklık sisteminin etkisi dokulardan sökülen curuf, ,iltihap ve mikroplar nedeniyle tepki oluşmasındadır. Bu korkulmaması gereken geçiçi bir durumdur. Hastalığın bu belirtisine Almanca ”Erste Verschlimmerung” , yani ilk kötüleşme denir ve immün sisteminin hastalığı yoketmeye başladığına işarettir. Curuflar ve Bağırsaklar aynı bataklığa benzer, burayı kurutup güzel bir çiçek bahçesine çevirirseniz hastalıkların % 99?unu önlemiş olusunuz.

Aksi halde hastalıklardan kurtulmanın yolu yoktur. (Nhp 12.03.1722)
Bir diğer önemli faktör ise Mide mukazası aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.), soft içecekler (kola, fanta vb.) alkol, sigara ve kimyasal ilaçlar (asprin, penisilin, kortison, paracetamol vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mide iltihaplanması, mide mukazası iltihaplanması ) oluşur. Bu nedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılızamaz. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin nekadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineralyetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar.

Gökçek Tentür başta her türlü allejiki bunlarin başında: baharnezlesi (pollinosis), nörodermatoz (herhangi bir besin maddesini yeyince uyuz gibi kaşınma, deride sulu, kabarcıklı, kızarık ve allerjik ekzem), hayvan tüy veya kılına karşı allerji, allerjik astım, gatrit, enterit (incebağırsak iltihaplanmasi), kolonit (kalınbağırsak iltihaplanmasi), artrit, sinuzit, tonsilit, iltihapli hastaliklar, enfesiyonlar, immunzafiyeti ve sindirim organlarindaki zafiyetlere karşı kulanılır. Gökçek Tentür mide ve bağırsak mukozasınındaki (sümüksü içderi) hücreleri yeniler (rejenarasyon). Rejenerasyonu Gökçek Tentür ve Gökçek tonik hariç hiçbir ilaç sağlıyamaz. Gökçek Tentür ve Gökçek tonik bataklığı kurutacak tek ilaçtır.

Pankreas amilaz, lipaz, tripsin ve chymotripsin gibi anzimler salğılar, amilaz nişastayı dextrin, ve maltoza, lipaz yağları yağasitleri ve gliserola tripsin proteini aminoasitlere vede chymotripsin proteinları aminoasitlere parçalıyarak ayırır. Böylece nişasta (polisakkaridler), protein ve yağlar parçalanarak absorbe edilecek halde gelir. Şayet pankreas tahrip olmuş ve yeterince enzim salgılıyamıyorsa incebağırsaklarda parçalanamayan protein ve yağlar kalınbağırsaklardaki bakteriler tarafından parçalanırki, buradaki yanlış parçalanma neticesinde proteinler aminoasitlere değil biojen aminlere (histamin..) ortaya çıkar.

Gökçek Tentür pankreası güçlendirici en ideal ilaçdır. Normal olarak böbreküstü bezeleri yeterince histamin üretir, enzim yetersizliği nedeni ile bağırsaklarda oluşan fazladan histamin ise damarları ve broşları büzer ve besinallerjisi ortaya çıkar. Pankreas ayrıca Na HCO3 (Sodyumhidrogenkarbonat) salğılar ve bu mideasidini hafif asit faza cevirir. Böylece (HCl+NaHCO3>NaCl+CO2+H2O) incebağısaklardaki sindirimi kolaylaşir. Pankreas rahatsızlıklarının belirtileri tıkanma, şişkinlik ve karınağrısı (kolik) gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkar ve bu çoğu kez bağırsak rahatsızlığı zannedilerek yanlış anlaşılır. Gökçek İksir-S pankreası güçlendirici en ideal ilaçdır.

Şayet hayvansal besin maddeleri yiyince çay, kahve ve alkol içince kişi aşırı duyarlılık gösterip rahatsız oluyorsa, bu pankreas zafiyetine işarettir. Bu durumun devam etmesi bağırsaklarında rahatsızlanmasına sebep olur (Nhp 2.02.160). Pankreas zafiyeti nedeniyle incebağırsakta sindirim anormalikleri olur ve buda bağırsaklarda histamin oluşmasına neden olur ve bu nedenle ortaya çıkan allerjiye karşı antihistaminika yazmak yanlıştır. Gökçek İksir-S pankreası güçlendirici en ideal ilaçdır ve Gökçek İksir-S ölüm hariç her türlü derde devadır.

Gökçek Tentürü oluşturan 19 şifalı bitki ve sirke üzerinde ayrı ayrı bir çok klinik araştırması yapılmış ve etkileri ispatlanmıştır. Bu konuda Limon ve Sirke üzerine monografi yayınlıyacağım. Sarımsağın kolesterolu önlediği, antibakteriel, antiviral, antimikozit özelikleri bilinemktedir.Yine limon ve sirke üzerinede yapılan arştırmalarda aynı yönde bir çok etkilerinin oluğu tesbit edilmiştir. Fakat sarımsak taze olarak kulanıldığında etkili olduğu taze kulanılıncada koku yapması vede tansiyonu düşürmesi nedeni ile pek terçih edilmemekteidi. Limon çok çok önmeli bir şifa kaynağı olmasına rağmen fazla kulanıldığında mideye sirke gibi zarar verebilmektedir.

19 Şifalı Bitki ile sarımsağın kokusunu minimum seviyeye indirdik, mideye dokuma yerine mideye fayda vermekte şişkinlik, tıkanma, hazımsızlık ve yanma gibi rahatsızlıklarıda iyileştirmesi ve bu yedi elementin bir sinerji (görevdeş, birlikte görev yapma) oluşturmaları ile etkileri çok çok yükselmektedir. Bu bitkiler sindirim rahatsızlıkları ve kansere karşı vede bağışıklı sistemini güçlendirir ve antibiyotik (bakterileri öldürücü), antiviral (virüsleri öldürücü) ve antimikozit (mantarları yokedici) vede şeker karşı etkisi ispatlanmıştır.

Nasılki güvenlik güçleri gerektiğinde teröre karşı hava, kara, mit, özel tim ve jandarma gibi kuvvetlerini kulanarak imha ediyorsa. Gökçek Tentür oluşturan 19 şifalı bitki ve sirkede bir birini desteklemekte ve güçlendirmektedir. Şüphesi olan alsın kulansın, ama almadan önce kan tahlili yaptırsın, eğer etkisi olmadı derse ben ona aldığı ürünün 10 katını öderim. Doğru olmak şartı ile. Bazıları çıkıp buraya yazı yazıyorlar, ya insanları kandırma diye. Ben üç ürünün distribütörlüğünü yapıyorum. Gökçek İksirine ayıracağım zamanın yarısını ayırsam kat ve kat daha fazla para kazanırım. Ama Gökçek Tentür her türlü eksotik üründen 4-5 kat daha etkili iken ben neden çok çok daha pahalı olan ürünlerin tanıtımını yapayım.

Gökçek Tentürü günde 3 defa 2 yemek kaşığı yemekten önce alınmalırır. Şayet hastalık ağırsa günde 5 defa 2 yemek kaşığı alınabilir. Bazı hastaların bünyesi hassas olduğundan bu ağır gelebilir. O zaman dozajı günde 5 defa 1 yemek kaşığına indirmek gerekir. Yani günde günde kişi 5 defa 10-30 ml alabilir. Şayet bünyenize ağır gelmiyorsa 5 defa 30 ml, eğer ağır buluyorsanız 5 defa 10 ml almanız uygun olur. Tadı bebekler ve küçük çocuklar çok acı bulunursa portakal suyu ile alınabilir. Bebekler için günde 5 defa bir çay kaşığı küçük çocuklar için günde 5 defa 1 tatlı kaşığı uygundur.

Açıklama: Hayvansal besinler damarların iç yüzeyinde (mukazasında) curuf olşmasına (yağlanmasına) neden olur.Damarların yağlanarak sertleşmesi yüksek tansiyona sebep olur.Damarlar yaşalandıkca beyin, kalp, penis ve vajinaya yeterince kan gitmemesi demektir.Buda felç, kalpkrizi, erkeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizliğe sebep olur.Hayvansal besinleri azaltmak, hatta peyniri asla yememek gerekir.Gökçek Tentir ile tıkanan damarlar açılır ve kişide beyin kanaması, kalpkrizi erkeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizlik rizikoları ortadan kalkar.Şayet peynir, et mamülerinden sucuk, salam ve sosis ve tatlı yenmezse, siyah çay, kahve ve kola içilmezse ve Gökçek İksir-S alınırsa cinsel güçü bir ilaç gibi artırır, kalp, beyin, cinsel ve diğer organlarda kan dolaşımını artırır, karaciğer, pankreas ve damarlardaki yağlanmaları önler ve vücudun tamamındaki curufları arıtır.

Geniş bilgi için et-peynir, çay, curuf ve asidoz’a bakın
Gökçek Tentürün yantesiri var mı? Hayır

RSS feed | Trackback URI

Yorumlar »

Henüz yorum yapılmamış.

İsim
E-posta
URI
Sizin yorumunuz (smaller size | larger size)
You may use <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> in your comment.

Trackback responses to this post


Gökçek tonik

http://www.vucut.org/tonik.1.jpg

Gökçek tonik

Gökçek tonik: Bu bildiğimiz lahana suyu değildir, birleşiminde aryıca bazı şifalı bitkiler: Sirke, maydanoz, lahana suyu, yara otu, tarçın, zeytin yaprağı, kekik, altın başak otu, atkuyruğu otu, zerdeçal, zencefil vs içerir.Bu nedenle sadece lahana suyu olarak anlaşıldığı için Gökçek tonik olarak isim değişikliği yapmak zorunda kaldık.  Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı en ideal ve en doğal üründür Metilmetioninsulfoniumbromit ve sütasidi bakterileri içerir ve bu bağırsaklardaki zararlı bakterileri ve mantarları yokeder. Böylece mide ve bağırsaklardaki iltihapı (gastrit, enterit) ve ülseri önler.Normal olarak B12-Vitamini sadece hayvansal besinlerde bulunur, Gökçek tonik bu alanda B12-Vitamini içeren ayrıcalıklı tek üründür. Geniş bilgi için Gökçek tonik  Üstte sütasidi bakterileri, igA, sütşekeri (laktoz) ve sütasidinin resmi.

Gökçek tonik başta allerji, kaşıntı, oburluk, bağırsak ve deri mantarı vede mide-bağırsak rahatszılıklarından; gastrit (midemukazası iltihapalanması ), ülser (mide yarası ), reflü, enterit (incebağırsak iltihapalanması ), kolit (kalınbağırsak iltihapalanması ), ülseratif kolit, Morbus Krohn, hazımsızlık ve şişkinliğe karşı kulanılır. Ülseratif kolit kronik ve peryodik olarak ağırlaşan kalın bağırsak iltihapalanmasıdır. Kalın bağırsak mukazasının genelikle yüzeyi iltihapalanır ve ülsere (yara) dönüşür ve hafif kanamalı şekilde kendini beli eder. Hastalığın tipik belirtisi kanlı feces, ishal ve karın ağrısıdır. Ülseratif kolit Morbus Krohn hastalığına çok benzer ve bir birinden ayrımak oldukca zordur.http://www.vucut.org/tonik.8.jpg

Morbus Krohn hastalığı genellikle bağırsakaların tamamında görülsede daha çok ince bağırsakta ve tabii kalın bağırsaktada görüldüğünden bu iki hastalığı bir birinden ayrımak zor olmaktadır. Aşırı yemek yemek ihtiyacı mide ve bağırsakaların besinleri hazmedememesi nedeniyle ortaya çıkan vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glukoz vb.., besleyici madde yetersizliğini karşılama içindir. Hücreler ihtiyaçları olan besleyici maddeyi alamayınca uyarı doymamışlık hissini uyarmak için beyne siyanler gönderir ve kişide haliyle aşırı yemek yemek zorunda kalır. Mide ve bağırsakalardaki rahatzılıklar giderilince besleyici madde absorsiyonu normale döner. Ve kişide az besinle doyar hale gelir. Tabii her lokmayı 20-25 defa çiğnedikten sonra yutmakta çok önemlidir. Böylece sindirim organlarının zorlanması engelenir.

Allerjinin oluş sebebi gastrite sebep olan halicobaker pylori ve bağırsak mantarlarıdır. Bu bakteri ve mantarlar toksik maddeler üretirler ve bunlardan en önemliside zehirli gazlar (etan, metan, propan, heksan), zehirli alkoller (etanol, metanol, propanol, butenol vs..) ve biyojen aminler üretirki bunlardan en önmliside histamindir. Histamin damarları ve bronşları büzer, hücre memranını sertleştirir. Böylece hücreler alerjenlere karşı aşırı tepki gösterir ve allerji ortaya çıkar. Histamini dengelemek için sürekli kortizon vermek çare değildir. Ayrıca vücudun kendi üretiği kortizonla suni dışarıdan alınan kortizon farklıdır. Kimyasal olarak aynı olabilir. Ama vücudun üretiği kortizonun hiçbir yantesiri olmazken kimyasal ilaç olarak alınan kortizon büyük tahribatlar yapar ve bunların başında; depresyon, kemik erimesi, derinin incelmesi, yüz şişmesi, kaserimesi vb.., yan tesirleri vardır. Kaşıntının sebebide bağırsak mantarlarının üretiği toksik maddeler (mikotoksinler) olup, tedavisi ancak ve ancak bağırsakalrı bu mantarlardan tenizlemekle olur. Örneğin kasık, makat, ense, dizboynu, dirsekboynu ve ayak mantar ve kaşıntısını sayabiliriz. Çaresi Gökçek toniktir.http://www.vucut.org/tonik.7.jpg

Gökçek tonik’in yanetkisi varmı? Evet normal olarak Guvatırlı hastaların lahan suyu veya lahana turşu suyu içmemeleri gerekir. Sağlıklı kişiler 3 ay her gün 1 litre lahan suyu içerse problem olur. Ben İbrahim Gökçek lahana suyunun içindeki Rhodanidlerin tiroid bezesine zarar vererek guvatıra sebep olmasını önleyecek bir şifalı bitki, gaz oluşmasını önleyici bir şifalı bitki vede artı bozulmasını önleyici bir şifalı bitki ilave ettim.  Yani Gökçek tonik sadece lahana suyu değildir. Sağlıklı bir kişi öyle litrelerce lahana suyu içebilir, fakat yinede guvatırının ne durumda olduğunu bilmediğinden belki problem olabilir. Fakat Gökçek tonik’te böyle bir şüpheye yer bırakmadık, bu nedenle hamdolsun Gökçek tonik çok çok farklıdır.Tiroid bezesinde problem olanların Gökçek İksir kualanmaları uygun olur. Gökçek İksir tiroid bezesindeki nodül, iltihap ve şişkinlikleri önler.Bu nedenle bazı hastalıklarda Gökçek İksir ve Gökçek tonik birlikte kulanılmalıdır.

Sütasidi bakterileri (Laktik asit bakterileri (LAB)):
Sütasidi bakterilerinin bir çok alt grubu vardır ve bunlardan ikisi grubu çok önemlidir ve bunlardan bazı laktobaziller: l. acidophilus, l. casei, l. plantarum., l. reuteri, l. rhamnosus, l. gasseri, l. johnsonii, l. paracasei, l. bulgaricus, l. alactus, l. fermentum ve l. helveticus ince bağırsaklarda ve bifidobacteriumun alt grubundakiler: b. animalis, b. bifidum, b. breve, b. infantis ve b. longum kalın bağırsaklarda bulunur. Bu bakterilerin özeliği laktozu (sütşekeri), sütasidine (laktik asit) dönüştürmesidir. Sütasidi bakterileri en önemli probiotiklerdendir. Sütasidi bakterileri bağışıklık sistemini güçlendirir, allerjiyi önler, laktoz’un sindirilmesini sağlar.

Sütasidi bakterileri içeren yiyecek ve içecekler günümüzde moda haline gelmiştir. Sütasidi bakterileri aldığınızda bağışıklık sistemini kat kat yükseltiği görülmüştür. Eskiden turşu, kefir ve ekşi süt’te bu sütasidi bakterilerinin fermentesyonu (mayalamsı) ile bakterilerin bozulması veya yok olması önlenmiştir, yani bir çeşit dondurulmuştur. Gökçek tonik içince sütasidi bakterileri harekete geçerler ve en etkili antibiyotikten daha etkili olup hiçbir yantesiride yoktur.

Günümüzde vitamin, mineral vs hapları özeliklede çok tehlikeli atibiyotikler kulanılıyor ve bu antibiyotikler bağırsaklara atılan mini atom bombası gibi milyarlarca faydalı bakteride yokedilmektedir ve insanlar sürekli hastalanmaktadır. Bağırsaklarda 1-10 katrilyon faydalı bakteri vardır ve bu bakteriler bizim için vitaminler üretirler, yağasitlerini parçalarlar. Arı kendisi için bal yapar, ama balın belki % 1’ini kendi yer diğerini insanlar. Bağırsak florasının (faydalı bakterilerin) üretiği vitaminlerinde çok büyük bir kısmı insanın sağlığı için kulanılır.

Sütasidi bakterileri üzerine 20. yüzyılın başında Paris’te Pastör-Enstitüsünden Ukranya asıllı immunolog ve mikrobiyolog Metchnikoff Kafkaslar ve Bulgaristan’da yaşayan köylüler üzerinde yaptığı araştırmalarda burada yaşıyan insanların ekşi süt ve lahana turşusu kulandıkları ve bu nedenle çok uzun ömürlü oldukları tesbitedilmiştir. Sütasidi bakterilerinin üretiği bakterizitler (payolojik bakterileri öldürücü maddeler: Laktocin, Acidolin, Nisin, diasetil-2,3-butandiol) hatalığa sebep olan bakterileri bu maddeler yokeder. Böylece faydalı bakteriler çoğalırken zararlı bakteriler azalır.

Japonyalı mikrobiyolog Shirota 1930-40 yılları arasında yaptığı araştırmalarda endüstrileşme ile birlikte insanlarda bir çok hastalık ortaya çıktığını bunun önlenmesinin ancak ve ancak bağırsak florasını rehabilite etmekle mümkün olduğunu tesbitetmiştir. Türklerin binlerce yıl önce geliştirdiği turşu ile bağırsaklardaki faydalı bakteriler artarken zararlı bakterilerin azaldığını görmüştür. Bu yöntemi geliştirmişler ve günümüzde  bir çok besin maddesinde artık laktobaziller bulunmaktadır. Hatta lactobazillus acidophilus LA-5 ve Bifidobakterium lactis BB-12 probiyotik olarak ilaçları yapılmaktadır. (Antibiyotik canlıya karşı ve probiyotik canlı için anlamına gelir).

Sütasidi bakterilerinin en önemli iki alt grubu Laktobazillus ve bifidobakterium türleri besinleri bozulmadan korur ve diğer zararlı bakterilere yaşam ortamı tanımaz.  Laktobaziller hem oksijenli (areob) ve oksijensiz (anaroeb) ortamda yaşayabilmektedir. Bu bakteri kişinin ağıziçi, ince ve kalın bağırsak ve deride vede vajinada bulunur. Laktobaziller çubuk şeklinde iken, bifidobakteriıum ise Y şeklindedir. Bifidobakterileri ise genelikle kalın bağırsakta yaşamaktadır.

Sütasidi bakterilerin etki şekli nasıldır?
Sütasidi bakterileri mide ve bağırsakalardaki yerleşik olan patalojik bakterileri vede besinlerle alınan patolojik (hastalık yapıcı) bakterileri yokeder.

Laktobaziller:
1. ) Patolojik bakterilere karşı küçük molekülü karbonikasit (formikasit, asetikasit, laktikasit, propionikasit sütasidi (laktikasit)) üretir. Bu asitler bağırsak içinde asit konsentresini artırır ve patolojik bakterilerin ölümüne sebep olur.
2. ) Uygun şartlarda sütasidi bakterileri hidrojenperoksit üretir, bu hidrojenperoksid patolojik bakterileri yokeder.
3. ) Sütasidi bakterileri bakterizitler (laktocin, nisin, acidolin ve diasetil-2,3-butandiol) üretir ve bu bakteriozitler patolojik bakterileri öldürür.
4. ) Sütasidi bakterileri (laktobaziller ve bifidobakteriler) immün sistemini güçlendirir.
5. ) Laktobaziller bağırsak mukazası üzerinde bir biofilm oluşturur ve böylece allerjiyi önlemede önemli rol oynar, çünkü allerjiye sebep olan antijenler muhazaya etki yapamaz.
6. ) Laktobaziller sütşekerini (laktoz) porçalayan laktaz anzimi üretir. Laktaz laktozu (disakkarid) oluşturan glukoz ve galaktoz’a ayırır. Laktoz ince bağırsaklarda laktaz tarafından parçalanmazsa kalın bağırsakalardaki diğer bakteriler tarafından normal olan glukoz ve galaktoza ayrılmayıp, metan, karbondioksit ve hidrojen gazı gibi gazlar üretilir. Buda kişinin karnın sürekli şiş olmasına neden olur.
7. ) Bağırsaklardaki bazı bakterilerin üretiği anzimler (beta-Glucuronidaz, azoreduktaz, nitratreduktaz) kanserojen olabilecek özeliklerdedir. Laktobaziller bu kanserojen özelikteki anzimleri azaltır.
8. ) Sütasidi bakterileri (latobaziller ve bifidobakteriler) makrofajı aktifleştirir, yani patolojik bakteriler karşı hem hüceler arasında hemde sıvılı alanda daha etkin olur.
9. ) Sütasidi bakterileri immunglobulin A oranı artırır, igA mesane, bağırsaklar ve sütün içinde bulunur ve bakterilere karşı bir bariye oluşturan antikordur.

Laktoz nasıl daha iyi hazmedir?
Laktozintoleranz (laktoz hazmısızlığı süt emen insan veya hayvanda emmeyi bıraktıktan sonra laktozintoleranz rahatsızlığı ortaya çıkar. Laktoz yani sütşekeri bir disakkarid olup glukoz ve galaktoz moleküllerinden oluşur. Bu molekülü laktaz enzimi önce glukoz ve galaktoza vede sonra sütasidine dönüştürür. Bu enzim ince bağırsak mukazasında bulunur. Yaş ilerledikce veya sütasidi bakterileri azalınca laktaz enzimi azalır ve laktoz moleküllere ayrılmadan kalın bağırsağa geçer. Kulanılan kimyasal ilaçlar, özeliklede antibiyotikler, kola, fanta gibi aşırı katkı maddeli içeçekler, hamburger, chesburger gibi lifsiz besinler bağırsakalrdaki faydalı bakterilerin azalmasına ve onun yerine patolojik (hastalık yapıcı bakterilerin çoğalmasına neden olur.

Peynir kanın asitlnemesine ve uzun vadede iltihaplı hastalıklara, siyah çay bağırsakları kurutarak vitamin ve mineral alınmasını önler vede et ve et mamüleri aşırı ve sürekli alındığında asidoza sebep olur ki sonu romatizmalı ve ağrılı hastalıklardır. Kalın bağırsakalardaki patolojik bakteriler laktozu metan, karbondioksit ve hidojen gazına dönüştürür. Metan gazı kişide yorğunluk, halsizlik ve dermansızlığa sebep olur. Bu gazlarda karında şişkinliğe sebep olur. Kalın bağırsakalardaki faydalı bakterilerin azalması ile onun yerine yerleşen bakteri ve mantarlar toksik maddeler üretirler ve kişide allerji, immün zafiyeti, kabızlık, ishal, hormon anormalikler ve hatta depresyona sebep olurlar. Bağırsaklardaki patolojik bakteriler ve mantarlar proteinı aminoasitlere dönüştüreceklerine biyojen aminlare dönüştürürler. Örneğin aşırı oranda histamin ortaya çıkar ve buda kişide allerjiye sebep olur. Hastalıkların % 99′u bağırsak florasının bozulması nedeniyle olur. Bunu düzenlemek ancak ve ancak Gökçek İksiri ve Gökçek tonik ile mümkündür. Bu iki ürün bağırsak florasını yeniden sağlıklı ortama dönüştürür.
………………………………………………………………………………………………..

Bağırsak florası:
Bağırsaklar alan olarak 300-400 m² büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve bunlar 1-10 katrilyon arasında yekün tutar ve bunlar genelikle kalınbağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98’i faydali olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratları disakkaritlere ve yağları yağasitlrine dönüştürürler.

Örneğin proteinlar 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler araciliği ile dönüşürler. Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalıyarak moleküllere ayırırken diğer taraftandan BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Bağırsak florası bağırsak muhazasındaki artık maddeleri parçalıyarak bağırsakaları temizler. Bağırsak florası bağırsak mukazasındaki hücreleri uyarır ve hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlar. Bağırsak mukazasına massaj yaparak peristaliği (bağırsak hareketlerini sağlar) uyarır. Aşırı et, peynir, yumurt ve mamüleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılıyamazlar ve bakterileride görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bakterilerin oranının azalmasi ile onların yerine patojen (hastalik yapan) bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immunzafiyeti (bağışık sistemi), allerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihapli hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.

Kalın bağırsaklarda 500 tür ve miktar olarak 1-10 katirilyon civarında vede ağırlık olarak takriben 1-1,5 kg bakteri bulunur. Bakterilerin bir kısmı fecesle (dışkı) ile dışarı atılır ve bu yolla dışarı atılan bakteri oranı bir yılda 70 kg’ı bulur. Bakteriler protein artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bakteroides, proteus, E. coli, ve clostrium gibi) ve karbonhidrat artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bifidobakterium, laktobacillus ve streptokokku faecalis gibi) arasında bir denge vardır. Atibiyotik ilaçlar, konserveli besinler, hazır yiyecekler (hamburger , cheesburger vb.,) asitli içecekler (kola, fanta vb.,), aşırı hayvansal besin, siyah çay ve kahve faydalı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur.

Böylece zamanla E. coli, enterokokken ve clostridin gibi bakterilerin oranı aşırı artar. Buda başata allerji olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Manchester mikrobiyolojik araştımalar merkezinden Dr. M. Moradi 10 allerjik rahatsızlıkları olan ve 10 allerjik rahatsızlıkları olmaya bir yaşındaki bebekler üzerinde araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda allerjik rahatsızlıkları olanlarının kalınbağırsaklarında yüksek oranda clostridium difficile tesbitedilmiş ve bu bakterininde igG oranını yükseltiği görülmüştür.

Berlin Postam’dan Dr. Habil Jurgen Schulz bağırsak florasının bebeklerin doğduktan sonra annesütü, ineksütü veya mama ile beslenmelerine göre şekillendiğini tesbitetmiştir. Buna göre anne sütü ile beslenen çocukların bağırsak içeriğinin pH-Değeri 3,5-5 arasında ve mama ile beslenelerde ise pH-Değerinin 7 veya hafif üzerinde olduğunu tesbitetmistir. Sindirim organları günde ortalama 7-8 litre salğı (enzimler, hormonlar, vitaminler, asitler ve alkalik maddeler) üretir. En ideal enzim pH-Değerinin 4,5-6,5 arasında olması halinde salğılanır.

PH-Değerinin nötüre, yani 7’ye yakın olması halinde enzimin kalitesi %70’lere vara oranda düşer. Buda kişinin yediklerini sindirmeden çıkarması demekttir, yani besinlerdeki vitaminler, mineraller, aminoasitler, yağasitleri ve glukozlardan yeterince istifade edemez. Bağırsaklardaki pH-Değerini nötürlü bir ortamda seyri halinde proteiler aminoasit yerine biyojen aminlere dönüşürler ve bunlardan özeliklede histamin allerjiye sebep olur. İkinci olarak Amonyum (NH4+) yerine Amonyak (NH3) oluşur. Amonyak nötür olduğundan kolayca kana karışır, bu ise hücreler icin bir zehirdir.

Ücüncü olarak faydalı bakterilerin yeterince B-Vitaminleri üretememesi nedeniyle Homocystein elimine edilemez, bu ise oldukca tehlikeli maddedir. Homocystein LDL-Kolesterolunu oksitler ve yabancılaşan kolesterolu makrofaj yiyerek süngersi artık maddele oluşur ve buda damarların icyüzeyine yığılarak damarsertliğine sebep olur. Buda ilerleyen sürec içinde başta beyinkanamasi ve kalpenfaktürüsüne sebep olur (OMZ 3.03.4). dördüncü olarak bağırsaklarda faydalı bakterilerin antibiyotik ilaçlar nedeniyle azalmasından dolayı onun yerine tehlikeli mantarlar çoğalır ve artan mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretirler ve bunların karaciğer tarafindan arıtılması sindirim organlarını yorar ve asli görevini yapamayan sindirim organları yıpranır.

Besinci olarak bağırsak florasının bozulması zamanla pankreas, karaciğer, mide ve bağırsakların ürettiği enzimin kalitesinin düşmesi nedeniye kişide yağ-, protein- ve karbonhazimsizliği nedeniyelle kişide yağlanma , şişmanlık, damarsertliği ve allerji gibi hastalıklar ortaya çıkar. Ayrıca bağırsak florasının bozulmasına dişeti iltihaplanması, lefbezelerinin iltihaplanması, alkol, sigara, aşırı kahve ve aşırı siyah çay içmede sebep olur.

Akut pankreatitte bağırsaklar 30.000 Daltona varan orandaki büyük mokekülerin dehi geçmesi için kanallarını büyütür. Enzimlerin kalitesi düştüğünden besinleri tam sindirilmez ve bu nedenle bağısaklar geçişleri kolaylaştırmak için kanalları (vilüsler) genişletir. Böylece tam sindirilmemiş besinmaddeleri absorbeedilir ve bu allerjiye sebep olur. Şayet kana sadece besin maddeleri geçmez aynı zamanda candida albicans isimli maya mantarıda kana geçerse ve bu kandolaşımının iflası ve yani ölüm demektir.

Altıncı olarak Bir diğer önemli faktör ise Midenin aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.) ve soft içecekler (kola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mideiltihaplanması, midemukazasıiltihaplanması) oluşur. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılızamaz. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin nekadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineralyetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722) Bağırsak florasının ideal şekilde olabilmesi için Gökçek İksiri, Ekşiot suyu veya ZYE iyi gelir vede  birazda keten-, çörek-, elma- ve limon preparatlarının faydası vardır.

…………………………………………………………………………………………..
Lahana, Kohl, Brassica oleracea var.capitata L.

Baş Lahana
Beyaz Lahana
Başlı Lahana
Familyası: Turpgillerden, Kreuzblütengewâchse, Brassicaceae
Drugları: Lahana yaprakaları; Brassica oleraceae folium
Lahana yapraklarından yemek yapılır, suyu çıkarılarak içilir ve natürel ilaç yapımında kullanılır.

Giriş: Lahananın M.Ö 600 yıllarından beri başta Doğu Akdeniz ülkeleri tarafından kültür bitkisi olarak yetiştirildiği, yemeğinin yapıldığı tarihi kayıtlarda geçmektedir. Önceleri yabani olarak yetişen Lahananın kültür bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanması ile birlikte zamanla çok çeşitli türler ortaya çıkmıştır ve bugün 130 civarında Lahana türü bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri; Baş Lahana; B.O.var.capitata f.alba, Kırmızı Lahana; B.O. var. Capitata ruber, Gül Lahanası; B.O. var. Gemmifera Dc., Milano Lahanası; B.O. var sabauda L., ve Kara Lahana; B.O. var. Acephola’yı sayabiliriz. Bunlardan Baş Lahana en çok yemeği yapılan ve şifa maksadı ile natürel ilacı veya sarğrısı yapılan türdür ve onu kırmızı Lahana takip eder.

Botanik: Lahana iki yıllık bir bitkidir. İlk yıl yaprakları ortaya çıkar ve ikinci yıl çiçek açar. Lahananın yaprakları iç içe kıvrım kıvrım mavimsi yeşil. Açık veya koyu yeşil renkte olup açıldığında dış yaprakları 30-50 cm eninde, uzunluğunda ve küre şeklinde olup iç yaprakları ona göre biraz küçükçedir. Yerden 10-30 cm yukarıda bilek kalınlığındaki bir sap üzerinde, 20-30 cm çapında bir kafa şeklindedir. Lahana ikinci yıl çiçek açar ve boyu 2 metreye kadar yükselebilir ve çiçekleri sarı renkli, küçük taç yapraklardan meydana gelir ve dört çiçekleri topluca bir arada bulunur.

Yetiştirilmesi: Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetişir ve yetiştirilmesinde problem olmaz.

Hasat zamanı: Sonbaharda Lahana kafaları kesilerek toplanır ve bozulmaması için uygun depolarda muhafaza edilir veya taze olarak suyu çıkarılır veyahutta natürel ilcı yapılır.

Birleşimi: Birleşimindeki en önemli maddeler sırasıyla şöyledir;

Proteinlerin alt grubu, Aminoasitlerin bir alt türü olan Metilmetioninsulfoniumbromit içerir. Bunu ilk keşfeden Amerikalı bilim adamı Cheney keşfetmiş ve mide-bağırsak ülserini iyileştirdiğinden Antiulkus faktörü ismini takmış ve de aynı zamanda bu maddeyi yanlışlıkla U-vitamini diye adlandırmıştır. Oysa bu U-vitamini değil bir Aminoasit türüdür.

Glukosinolatlar %0,05-0,15 oranında olup en önemlileri; Glucobrassicin, 4-Metoxyglucobrassicin, Neoglucobrassicin, Siniyrin ve Glucoiberverin içerir.

Vitaminlerden; C,E,K,B1,B3,B6,B12-Vitaminleri ve Provitamin A (Carotin). 100 gr Lahana 50-150 mg C-Vitamini içerir.

Minerallerden; Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Fosfor, Demir, Çinko, Iyot ve Mangan.

Ayrıca; Nişasta, Şeker, Organik asitler ve selülozlar içerir.

Özellikleri: Serin, hafif tatlımsı, tuzlu ve kurutucudur.

Tesir şekli: Antibakteriyel, Antiflagostik (iltihapları önleyici), cerahatleri kendine çekici, ülseri iyileştirici, sindirim sistemini kuvvetlendirici, uzun süre kullanıldığında şişkinlik yapıcıdır.

Araştırmalar: Kaliforniya’nın Standford Üniversitesi’nde Cheney ve ekibi 1950-52 yılları arasında Lahana suyu ile üç büyk tedavi denemesi yapmıştır ve bunu 1956’da Wasler ile Miller’in tedavi denemeleri takip etmiştir. Hastalar mide, onikiparmak bağırsağı ve ince bağırsak ülseri olanlardan seçilmiştir ve de 1-4 hafta süre ile günde 1 lt Lahana suyu verilmiştir. Lahana suyunun gün boyu yudum yudum içilmesi gerekir. Gökçek tonik daha etkilidir. Cheney tarafından 1950’de yapılan 13 hasta üzerinde deneye yapılmıştır ve bunların altısında mide, yedisinde onikiparmak bağırsağı ülseri olduğu röntgenle tespit edilmiştir. Tamamı Lahana suyu ile normal tedavi süresinden önce iyileşmişlerdir.(Age).

Ekim 1984’de iç hastalıkları doktoruna (internist) gittim ve midemde yara (ülser) olduğunu söyledi. Bunun üzerine Civanperçemiotu, Kazotu, Kimyon ve Meyan kökü karışımından oluşan çay harmanı içtim ve iyileştim. Ocak 2000’den itibaren de kahve içince mide ağrısı ve siyah çay içince de karnım davul gibi şişiyordu. Bunun üzerine 15/02/2000’den 06/03/2000’ye kadar her gün 500-700 ml Lahana suyu içtim ve bundan sonra kahve ve çay içince rahatsız olmadım.

Cheney ve ekibi 1950’de 65 mide, onikiparmak bağırsağı ve ince bağırsak ülseri olan hastalar seçilmiş olup hastalar 8-24 gün içinde Lahana suyu ile iyileşmişlerdir. (Age)

Cheney ve ekibi 1952’de aynı şekilde rahatsız olan 95 hasta üzerinde Lahana suyu ile tedavi denemesi yapmıştır. Birinci haftanın sonunda %81’i İkinci haftanın sonunda %95’inin ağrılarından kurtulduğu tespit edilmiştir. (Nh.5.97.262, NH.8.96.480, HHB IV.555, NH.2.96.104)

Kendi tecrübem; Sürekli, karın ağrılarından rahatsız olan ve bazen karaciğer, bazen safra, bazen de pankreasından rahatsız olduğunu söyleyen bir tanıdığa doktoru onikiparmak ülseri olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini söyler. Ben ona 1 ay süreyle her gün 1 lt Lahana suyu içmesini söyledim. Bu şahıs 1 ay Lahana suyu içti ve rahatsızlıklarından kurtuldu.(22/05/1999).

Kullanılması: Araştırmalara göre; Lahana suyu ile dahilen mide, onikiparmak ve ince bağırsak ülseri ve de iltihaplanmalarını (enterit ve gastrit) tedavi eder. Gökçek tonik daha etkilidir.

Açıklama: Bu özelliği yapılan araştırmalarla ilmi olarak tespit edilmiş ve de ispatlanmıştır. Tabiî ki günde 1 litre (bir defada değil bütün gün yudum yudum) 3-6 hafta süreyle taze ve çiğ Lahana suyu içmek şartı ile bu mümkündür. Şayet ısıtılır veya pişmiş Lahana yenirse, başta Antiulkus-faktör olmak üzere vitaminler bozulur ve etkisini kaybeder. Gökçek tonik daha etkilidir.

Haricen: Lahana yaprakları hafif haşlanır veya ütü ile ısıtılır, ana damarları kesilerek çıkarılır ve de oklava ile iyice ezdikten sonra göğüs, karın, bel, sırt, omuz ve baldıra sarılır ve sarğı 4-10 saat kalabilir. Bu genellikle bronşit, karın ağrısı, romatizma, siyatik, bel ağrısı, boyun ağrısı, ekzema, açık veya iltihaplı yaralar ve çıbanda uygulanan bir metottur. Eğer rahim ve yumurtalıkları iltihaplanan bayanlar, karınlarına Lahana yaprağı sararlarsa iltihap ve cerahatlara sebep olan bakteriler Lahana yaprağındaki kükürtlü Proteinlere hücum ederler. Böylece gevşeyen iltihap ve cerahatlar Beyaz kan hücreleri (Fagositler, T-hücreleri, B-hücreleri vb.) harekete geçerek iltihapları ve cerahatları yok ederler. Bu bronşit, romatizma, ekzema ve diğer iltihaplı rahatsızlıklar içinde geçerlidir.

Yan tesirleri: Tarife uyularak kullanıldığında binen bir yan tesiri yoktur fakat aşırı miktarda ve uzun süre (4 hafta’dan fazla her gün 1 litre içilirse) mide ve bağırsaklarda şişkinlik yapabilir. Şişkinliğe karşı kimyon, rezene, kişniş veya kakule çayı içilirse iyi gelir. Bazı hastalarda Kalkan bezine zarar verebilir. Lahananın birleşimindeki Rhodanidler Kalkan bezinin iyot oranını düşürür. Bu da Kalkan bezinin şişmesine neden olabilir. Bu durum 4 hafta’dan fazla günde 1 litre Lahana suyu içenlerde görülebilir. Milano Lahanası daha çok Rhodanidler içerdiğinden çok yenmesi daha mahzurludur. Rhodanidler’e Thiocyanat da denir ve bu Rhodanidler iyotla rekabet ederek onun Kalkan bezine girişini engeller. Lahana’nın yantesirini bazı şifalı bitkilerle önledim, etkisini artırdım ve uzun süre bozulmadan kalabilecek hale getirdim. Bu ürünün ismi Gökçek tonik’tir.

Şayet şişkinlik yaparsa o zaman kimyon çayı içilmelidir

RSS feed | Trackback URI


Fatal error: Cannot redeclare write_comment() (previously declared in /home/wwwvucu/public_html/wp-content/themes/Pitr/comments.php:47) in /home/wwwvucu/public_html/wp-content/themes/Pitr/comments.php on line 47