<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Vucut</title>
	<atom:link href="http://www.vucut.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.vucut.org</link>
	<description>Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp</description>
	<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:13:09 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Mantarlar</title>
		<link>http://www.vucut.org/mantarlar-2.htm/</link>
		<comments>http://www.vucut.org/mantarlar-2.htm/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gökçek'ten]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.vucut.org/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[
Mantarlara, özeliklede bağırsak mantarlarına karşı etkili doğal ürünler:

1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttaki curufu temizler ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
2. ZYE ve sarımsak preparatları, fakat Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik en etkili ürünlerdir. 
Mantarlar, mycosis, mikozis, mikoz 
Mantar ormanda yetişen zehirli veya zehirsiz, yenen veya yenmeyen mantarlar alka gelmemelidir. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız mantar virüsler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/mantar46.jpg" border="0" alt="" /><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/mantar1.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong>Mantarlara, özeliklede bağırsak mantarlarına </strong><strong>karşı etkili doğal ürünler:</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/mantar45.gif" border="0" alt="" /><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/mantar2.jpg" border="0" alt="" /></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #0000ff;">1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttaki curufu temizler ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #0000ff;">2. ZYE ve sarımsak preparatları, fakat Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik en etkili ürünlerdir. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong>Mantarlar, mycosis, mikozis, mikoz</strong> </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Mantar ormanda yetişen zehirli veya zehirsiz, yenen veya yenmeyen mantarlar alka gelmemelidir. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız mantar virüsler, bakteriler ve parazitler kadar tehlikeli ve hatta bazen dahada tehlikeli olan deri, nefesyolları, ve bağırsak mantarlarından bahsedeceğiz. </span></p>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Mantarlar önce eksojenik (harici) ve endojenik (dahili) mantarlar</strong> olmak üzere iki gruba ayırılır. Eksojenik mantarlar deri, tırnak ve ayak mantarları diye üç grupta incelenir. Endojenik mantarlar iki grupta incelenir ve bunlar <strong>küf mantarları (aspergillus, ?)</strong> vede <strong>maya mantarı candida albicans, ?)</strong> Küf mantarı olmadan maya mantarı yaşıyamaz. Küf mantarı ve maya mantarlarının vücuda yerlaşmesi bağırsak florasının tahribatına nedeniyledir. </span></div>
<p><span style="font-family: Verdana;">Son yıllarda Almanyada sürekli <strong>candida albicansın</strong> ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediliyor, fakat bu mantarın neden bu kadar çok yayılabildiği ve nasıl olupta bir çok hastalığa sebep olduğu konusunda pek birşey yazılmıyor. İşte burada bu konu matarların yayılmasına antibiyotitik ilaçlar (bakterileri öldürürcü) ve antimikozit (mantarları yokedici) ilaçlar ve kortizonlu ilaçlar en önemli etkenler olduğunu göreceğiz.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Küf mantarı hem faydalı hende zararlıdır.</span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;">a-) Faydaları:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Tabiattaki artık maddeleri çürütür ve toprağa dönüştürür. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Hayvan ve bitli artıkları ve ölüsünü vede insanın artılkarını toprağa dönüştürtür. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) İmalat sanayinde üretim aracı olarak kulanılır. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Vitamiler, enzimler ve antibiyotikler üretümünde kulanılır.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">b-) Zararları:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Odun, tekstil, kağıt ve besinleri tahripederek milyarlarca zarara sebep olur.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Bitki hastalıklarının baş sorumlusu olup, meyve ve sebzeleri tahripeder ve milyarlarca zarara sebep olur.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) İnsan ve hayvanlarda enfeksiyon ve allerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olur.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Küf mantarlarının üretikleri zehirler (mikotoksinler) kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olurlar. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mantar türleri:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Mantarlar likenlerle birlikte yaşarlar. Likenler fotosentezle karbonhidratları üretirler ve mantarlarda su ve mineralleri likenlere sunarlar. Böylece problemsiz birlikte yaşarlar. Antibiyotik ilaçların %25?inin küf mantarından eldeedilir. Bunedenle antibiyotik ilaçlar küf mantarlarının gelişmesi ve yayılması için ideal ortam oluştururlar. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">a-) Maya mantarları: Candida albicans ve kryptokokken en önemlileridir. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">b-) Küf mantarları: Aspergillus türleri, penicillum, mucor, botrytis, fusarium, alternaria ve cladosporium türleri en önemlileridir. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mantarların yayılışı:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Besinlerle küf mantarları yayılır.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Kimyasal ilaçlar küf mantarlarının yayılmasına sebep olurlar, örneğin penisillin küf mantarından eldeedilmiştir. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Ağır metaller: Bakır ve civa gibi küf mantarlarının yayılmasına sebep olur örneğin eskiden bakır kaplarla yenen yemeklerden dolatı sıksık zehirlenmeler olmuştur. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Küf mantarını tenefüs ederek zehirlenme</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Küf mantarı nerede bulunur?</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Ahırları, hayvan bulunan evler, hyvan yemleri, tahıl ambarları, nemli veya yaş odalar, ev tozu, eski koltuklar, eski döşeme, tam olarak kurumamış yeni binalar, ağaç mobilya ve lamimnat gibi tahta döşemelerde kulanılan kimyasal ilaçlar, mutfak, besin depolanan kelerler, klimalar, nemli havanınaolduğu mekenlar, süsbitkileri, bitki artıkları, sabunlar ve kozmetik maddeler, diş macunları, kimyasal ilaçlardan: antibiyotikler, antialarjikler, antihistaminikler, kortizon ve mide-bağırsak ilaçları küf mantarları içerirler. Ayrıca kimyasal meteotlarla hazırlanan ilaçlar örneğin B12-Vitamini, penisilin vb. Küf mantarlarından eldeedilir. Buda fayda yerine zarar verir. Bu nedenle doğal yollarla vitaminalınması ve antibiyotikler yerine </span><a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Gökçek İksiri</span></span></a><span style="font-family: Verdana;"> alınması daha uygundur.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mantar hastalıkları: </span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Deri, tırnak ve ayakta görülen mantar türleri genelikle mukozada mantar olduğuna işarettir. Küf mantarları nefesyolları ve sindirim sistemine, özeliklede mide-bağısak mukozasına yerleşirler. Nefesyollarına yerleşmişse allerji, astım, allerjik bronşit ve mide-bağırsak mukozasına yerleşmişse besinallerjisi, migren, depresyon, hormon anormalikleri vede mide-bağırsak rahatsızlıklarına sebep olurlar.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mikotoksinler (mantar zehirleri):</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Kronik bronşit, astım, psödo-krup, bronş karzinomu, ishal, kabızlık, bulantı, besinallerjisi, kronik bağırsak ilt. (enterit), kalın bağırsakilt. (kolit), kalın bağırsak ülseri, psodö-allerji, allerji, allerjik astım, kronik bronşit, enfeksiyon ve çoçuklarda hiperaktifitete neden olur. Buna karşı kulanılan kortizonlu ilaçlar küf mantarının yayılmasına neden olduğundan hastalık dahada karmaşı bir hal alır ve daha başka hastalıklarda ortaya çıkar. Mikotoksinler organizmayı taripeder, mutajenik (genetik değişim yaratan), kanserojen (kanser yapıcı ), ve teratojenik (organ ve dokuların özürlü olmasına sebep olan) etkilere sahiptir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mikotoksinler, mantar zehirleri: </span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Küf mantarının zehirlerini yani mikotoksinleri üretmesi besin maddeleri ve hayvan yemleri ile mümkündür. Nemli ekmek hemen küflenirken , kuru ekmek asla küflenmez. Küf mantarı 0-40 derece arasında her zaman mikotoksin salgılıyabilir. Küf mantarının mikotoksin üretimi durdurulamaz, fakat besinler hazırlanırken dikat edilirse küf mantarının yayılması önlenir. En tehlikeli çavdar mahmuzu mantarıdır. Bu mantar ishal, kusma, bulantı, başağrısı, organların ölmesi, sinirlerin tahrip olması, kaslaerda karıncalanma, kramplar, sara vb. Rahatsızlıklara sebep olur.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Küf mantarının en önemlileri:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Aspergillus flavus</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Aspergillus fumigatus</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Aspergitus niger</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Bunlar çok tehlikeli mikotoksik maddeler olan: Aflotoksin B1, G1, M1, Patulin, Ocratoksin A, Kojiasidi (Cojiasidi) ve Penisilinasidi üretürler. Bu mikotoksinler: Tansiyon düşürücü, mutajen, teratojen, kanserojenje, nefrotoksik etkiye sahiptirler. Küf mantarlarının üretiği bazı zehirler ise östrojen (dişilik hormonu) gibi etkiye sahiptirler.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mikotoksikozlar (Mikotoksinlerin sebep olabileceği hastalıklar):</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">İshal, kusma, mide ağrısı, ağız ve yutakta yanma, kas krampları, nefes alış-verişlerini felçe uğratma, nabız zafiyeti, titreme, üşüme, eklem ağrıları, bazı uzuvlarda uyuşukluk, nefes darlığı, sara, hafıza kayıbı, koma, romatizma, MS (multiple skleroz), Parkinson hastalığı, Lupuserythematodes (kılcal damarlardaki patalojik değişiklikler, kronik yorğunluk, hormon anormalikleri vb hastalıklar</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mikotoksikoz türleri:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">a-) Eksojenik (harici) nedenlerle ortaya çıkan mikotoksikozlar:</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Küf mantarının yayılması, örneğin: Orman, tahıltarlaları ve binalar</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Kimyasal ilaçlar ve ağır metaller, örneğin haşerelere karşı kulanılan ilaçlar.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">b-) Endojenik (dahili) mikotoksikozlar:</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Mikotoksin içeren ilaçlar</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Antimikozitikalar (mantarlara karşı kulanılan ilçlar)</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Küf mantarlarının üretiği besinler</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">Bunlardan eksojenik mikotoksikozları tedavi etmek kolaydır. , fakat endojenik mikotoksikozlar çok problem yaratabilir. Endojenik mikotoksikozlar primeri (birinci) ve sekodori (ikinci) olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer mikotoksikozlar direkt olarak küf mantarları tarafından sebep olunan rahatsızlıklar olurken sekondori mikotoksikozlar ayrıca bağırsakların, özeliklede ince bağırsağın tashrip olması nedeniyle daha kompleks bir durum ortaya çıkar. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Mantarların semptomu (belitileri)</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Maya mantarları şeker ve karbonhidratlarla beslenir ve bunlarda ürettiği zehirli gazlar şişkinlik yapar. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Nefes darlığı ve kalprahatsızlıkları: Karındaki gaz diyaframı yukarı doğru kalrdırır. Sıkışan akciğer nedeniyle defes darlığı ve sıkışan kalp nedeniylede kalp rahatsızlıkları görülür. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Dişeti ve dilde beyaz tabakalar oluşur fırcalamave yıkama ile gecsede yenide oluşur.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Deride kaşıntıya sebep olur. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">5-) Bağırsak mantarlarının aşırı şeker tüketmesi nedeniyle kişinin kanında şeker yetersizliği görülür. Vücudun şeker ihtiyacı giderilemediğinden kişi sürekli şekerli maddeler yer. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">6-) Bağısaklardaki mantarlar faydalı bakterileri yavaş yavaş yokederek yerini alı. Bu nedenlede kişide kabızlık, ishal vb. Rahatsızlıklar ortaya çıkar.Bu mantarlar sonra idrar yollarına geçer. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">7-) Kişi alkol içmediği halde ağzı alkol kokuyorsa buna bağırsak mantarlarınaın sebe olduğu alkol üretimindendir. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;"> <img src='http://www.vucut.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> Kronik mesane ve vajina iltihaplanması:Antibiyotik ilaçlar bakterileri öldürürken mantarların yayılmasına neden olur. Böylece daha tehlikeli ve sıksık iltiplanmalar görülür. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">9-) Eklem ve kas ağrıları: Mnatarların salğıladığı mikotoksinlereklem ve kaslarda yoğunkaşarak ağrılara sebep olur. Bu ağrıların romatizmadanmı mikotoksinlerdenmi olduğu analşılamaz.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">10-) Yorğun dermansız ve konsentre olamama: Vücut sürekli mantarlar ve zehirleri (mikotoksiler) ile uğraşmaktan kendini regenerasyon (yenilem) yapamaz ve kişi genelikle yorğu olur ve konsentre olamaz.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">11-) Cinsel isteksizlik: Kişide enerji yetersizliği olduğundan, buda cinsel isteksizliğe sebep olur. Ayrıca mantarların salgıladığı mikotoksinler hormon beneri etkiye sebep olduğundan kadınlarda kısırlığa dahi sebep olabilir. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Mantarlar doğum konturol hapları ile dahada çok yayılırlar ,ç ünkü bu onların besinin oluşturur. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Mantarlar her insanda başka rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu nedenle bu rantarın rahasızlığı şu değil denemez. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Kendini teşhisetme:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Şişkinlik, kabızlık, ishal</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Makatta kaşıntı ve kızarıklık</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Mide ağrısı ve ağız kokusu</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Aşırı yorğunluk, dermansızlık konsentre olamama</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">5-) Unutkanlık, isterksizlik</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">6-) Aşırı tatlı yeme isteği</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">7-) Kaskarın titremsi ve aşırı aclık duygusu</span><br />
<span style="font-family: Verdana;"> <img src='http://www.vucut.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> Nefes darlığı, burun tıkanması, kulak iltihaplanması</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">9-) Ense ağrısı</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">10-) Eklem ağrısı ve şişmesi</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">11-) Deride sivilce, saçların yağlanması, deride kuruma, </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">12-) Küf gibi pis bir koku</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">13-) Adet halinde aşırı ağrılar mantar enfeksiyonu nedeniyle</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">14-) Mesane iltihaplanması</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">15-) Prostat iltihaplanması</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">16-) Cinsel isteksizlik</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Bunlar dan birkaçı görülürse mantar olbilir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Küf mantarı nasıl teşhis edilir?</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">Defi-hacet testi: Defi-hacettenin (dışkı ) değişik noktalarından alına nümuneler laboratura gönderilir ve inceleme sonucunda mantar bulunursa tedaviye başlanır. Çoğu zaman defi-hacet testi yeterli olmamakta ve ve kişideki mantarlar teşhis edilememektedir. Bu nedenle şüpheli durumlarda kann testi yapılmalıdır. Hemagglutinasion test, yani kanda İmmünglobulin Tip M (İgM) kanda bir hafa gibi kısa süreli devriye görevi yapar, şayet İgM kanda varsa mantarda var demektir. İmmünfloreszenz testi: Buradakanda immünglobulin Tip G (İgG) olup olmadığına bakılır, şayet varsa vücutta bir aydır mantarlara karşı mücadele olduğunu gösterir. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Küf mantarının tedavisi:</span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;">1-) Besinlerin bozulmadan atrılması gerekir, bozulunca tehlikelidir.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">2-) Evin temiz tutulması ve küf mantarından korunması</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">3-) Kimyasal ilaçlar, özeliklede küf mantarının yayılmasın sebep olabilecek penisili ve kortizonlu ilaçlardan uzak durlmalıdır.</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">4-) Spor yapılmalı</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">5-) Hijyene dikkatedilmeli</span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Küf mantarına karşı en etkili doğal ilaç sarımsak-, ve ZYE preparatları veya </span><a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Gökçek İksiri</span></span></a><span style="font-family: Verdana;"> Ayrıca immün sistemini güçlendirmek için Gökçek İksiri kulanılır. </span><br />
<span style="font-family: Verdana;">Küf mantarı ve maya mantarı (cadida albicans), Unutulmamalı küf mantarı (aspergillus ve diğerleri) olmadan, maya mantarları (candida albicans ve diğerleri) yaşıyamazlar ve manatarların yayılmasında Epstein Bar Virüsü çok önemli rol oynar.</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">6-) Mantarları azdıran Beyaz unmamüleri; ekmek, mantı, makarna, tatlı yiyecekler ve tatlı içeceklerden uzak durulmalıdır.Talı yiyecek ve içecekler vede hamurlu yiyecekler mantarların ana besinlerini oluşturur.Tatlı yiyeckler sadece baklava çikolata değil, kavun, karpuz ve üzüm gibi tatlı meyvelerde mantarları besler.Bu nedenle dikkatli beslenmek gerekir.Küf mantarına karşı en etkili doğal ilaç </span><span style="color: #000080;">Gökçek Tonik ve Gökçek İksir</span><span style="color: #000000;"> kullanılmalıdır. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler nedeniyle vücudun pH değeri bozulur ve kanın pH=7,40 yani hafif bazik, bu değerde % 0,2 bir asitlenem dahi hayati tehlikeye sebep olduğundan asit minerallerle asitik baz’a (</span><span style="color: #000080;">curuf</span><span style="color: #000000;">) dönüştürülerek vücudun zayıf noktalarına depolanır.Depolanan bu curufa önce ölü mikroplar ve hücreler yapışarak büyür ve sonra içerisine canlı mikroplar yerleşir ve toksik madde üreten merkezler oluşur.Gökçek İksir curufu eritir ve bağışıklık sisteminin daha önceden tanımadığı ve müdahale edemediği noktadaki mikroplar açıkta kalır ve bağışıklık sistemi mikropları yokeder.Midede ki halikobakter pylori ve bağırsaklarda ki mantarları yokedebilen tek ürün ise Gökçek Toniktir.Bu iki ürün birbirini tamamlar, çünkü iksir virüs ve bakterilere karşı etkili iken tonik bakteri ve mantarlara karşı etkilidir.Sadece mantarlar değil, tatlı, hamurlu (beyaz un mamüleri), şarkuteri (sucuk, salam, sosis), çay, kahve, kola ve katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekler vede festfood </span><span style="color: #000080;">asidoza</span><span style="color: #000000;"> sebep olur.Bozulan pH dengesini sağlamak için geçici olarak </span><span style="color: #000080;">Sodyumbikarbonat</span><span style="color: #000000;"> almak iyi olur.Asitli ortam (asidoz) bağışıklık sisteminin zayıflaması ve mikropların çoğalması ve hastalıkların tedavi edilemez bir hal alması demektir.Bu durumda </span><span style="color: #800080;">Gökçek İksir, Gökçek Tonik ve Bikarbonat</span><span style="color: #000000;"> tek çözümdür.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Bilindiği gibi kaşıntı, kurdeşen, polen-, ve besin alerjisi, akne, sedef, ekzem vb. deri hastalıkları, nefesdarlığı, astım, faranjit, behçet, romatizma, ankilozan spondilit, saçkıran, kabızlık, ishal, kolit vb. mide bağırsak rahatszılıklarının ana sebebi mantarlardır.Hatta kanserin sebebinin de mantarlar olduğunu onkolog Dr. Simoncini ispatlamış ve yıllardır tedavi edilemeyen kanser hastalarını 3-4 günde tedavi etmiş ve 100 yıldır kanser üzerine yazılıp çizilenlerin mesnetsiz olduğunu belgelemiştir.Peki mantarlar bu kadar çok hastalığa sebep oluyorda neden teşhis ve tedavi edilemiyor, çünkü mantarlar bağırsak mukozasına sülük gibi yapışıyor ve buradan vücudun her noktasına ulaşıyor.Bu nedenlede yapılan tahlillerde mantar görünmüyor.Doktorlar da herhangi bir bakteri, virüs veya mantar yok o halde sizin rahatsızlığınız tamamen piskolojik nedenler den kaynaklanıyor, bunun sebebi ailevi, stres, depresyon vs diyerek.Hastalara antidepresanlar yazmaktlar.Hastalar perişan olmaktadır.Almanyada dünyanın en modern mikrobiyoloji labaratuarını kurmuşlar benim o zamanki doktorum buraya bir kaç defa benim def-i hacetimi gönderdi ve incelediler.Doktor ibrahim bey sizde asla mantar yok dedi.Ben ona bakın bütün belirtileri var, sadece mantar bakteriden farklı olarak bağırsak mukozasına yapışır ve çıkmaz, bu nedenlede teşhis edilemez ve nadiren mantarlar mukozayı tamamen tahrip edince teşhis edilebilir.Fakat teşhis edilse bile tedavi için Gökçek İksir, Gökçek Tonik ve Bi karbonat hariçinde bir şey yoktur.17 sene alerji çekmem nedeniyle ve üzerimde çok doğal ürün ve kimyasal ilaç denedim.Gökçek İksir ve Gökçek Toniki geliştirdim.Bunlardan daha etkili ürün yoktur.</span></span></p>
<p></span><br />
<span style="color: #000000;"><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Bağırsak florası ve kılcal kan</strong> dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.</span><a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #008080;">Gökçek İksiri</span></span></span></a><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</span></span><a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #008080;">Gökçek Tonik</span></span></span></a><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.</span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.</span></span><a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #008080;">Gökçek Diyet</span></span></span></a></span><span style="color: #0000ff;"><br />
</span><br />
</span></span></span></span></span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #ff0000;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Allerji ve şişkinliğin sebei bağırsak mantarlarıdır:</strong> Sibel hanım tam 10 yıl yakalandığı amansız hastalıklar ki bunların başında özeliklede meyve, fındık, fıstık vb yiyeceklere karışı allerji, iltihaplı hastalıklar ağrılar vb,. Frankfurt ve çevresindeki kliniklerde gitmediği uzman doktor kalmaz. Fakat doktorlar hastalığına teşhis koyamazlar, kız kardeşi bana bunun ne olabileceğini sordu. Bende şayet yemekten sonra şişkinlik oluyorsa, allerjisi varsa ve kalbinde sıkışma gibi haller oluyorsa mutlaka bağırsak mantarı vardır vebunu teşhis etmek çok zordur dedim. Sibel hanım doktoruna bağırsak mantarı olup olmadığının teşhis edilmesini istemiş, doktorları buna biz karar veririz derelersede bayanın diretmesi karşısında bir düzine araştırmadan sonra bağırsakalarında 45 cm lik bir kısmın tamamen tahrip olduğunu ve hemen amaliyat olması gerektiğini söylemişler ve amaliyat etmişlerdir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vucut.org/mantarlar-2.htm/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Saç problemleri</title>
		<link>http://www.vucut.org/sac-problemleri.htm/</link>
		<comments>http://www.vucut.org/sac-problemleri.htm/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 15:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gökçek'ten]]></category>

		<category><![CDATA[saç dökülmesi]]></category>

		<category><![CDATA[saç kıran]]></category>

		<category><![CDATA[saç problemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiseltedavi.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[
Saç problemleri:
Peygamber efendimiz sohbetine katılan bir zatın saç ve sakalının dağınık olduğunu görür ve ona ??Tarağın yokmu??? der ve ona kendi tarağını verir, saç ve sakalına bakmasını söyler. Peygamber efendimizin temizlik ve bakımlı olmaya çok önem verdiği bilinmektedir. Her insanın başında 100-150.000 saç bulunur. Sarışınlarda daha çok saç bulunur. Sarışın saçlar daha ince iken siyah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr3.gif" border="0" alt="" /><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr2.jpg" border="0" alt="" /><img src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr1.jpg" border="0" alt="" /></strong></p>
<p><strong>Saç problemleri:</strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Peygamber efendimiz sohbetine katılan bir zatın saç ve sakalının dağınık olduğunu görür ve ona ??Tarağın yokmu??? der ve ona kendi tarağını verir, saç ve sakalına bakmasını söyler. Peygamber efendimizin temizlik ve bakımlı olmaya çok önem verdiği bilinmektedir. Her insanın başında 100-150.000 saç bulunur. Sarışınlarda daha çok saç bulunur. Sarışın </span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">saçlar daha ince iken siyah saçlar sarışın saçlara göre daha kalıncadır. Saçlar ayda ortalama 1 sm büyür. Bir saç kılının kalınlığı <strong>0,07 mm </strong>olup, 10 sm uzunluğundaki bir kıl 0,7 mg ağırlıktadır. </span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Bütün saçların ağırlığı 10 sm olsa toplam saçların ağırlığı 1 kg gelir. Saçları oluşturan kılların her biri birkaç tabakadan oluşur. Kılın dış yüzeyi köknar kozalağının dış yüzeyindeki pul gibi kabuklara benzer pullardan oluşur. Her kılın etrafı pul gibi tabakalardan oluşur ve bına curticuda denir. Kılın ortasında 5 µm (mikrometere) kalınlığında 100 µm uzunluğunda ve iğ şeklindeki hücrelerden oluşur ve hücereler arasında lipo-proteinlar bulunur. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saç dökülmesi:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Günde ortalama 100 tane saç kılının dökülmesi normaldır. Sayet saçlar sıksa, saçı seyrelenler için ise günde 100 saç kılının dökülmesi normal değildir. Saç köklerinin % 85?i aktifse bu normaldir. Saçların kalınlığıda kişiden kişiye değişir. Siyak saçlıların saçları kalınken, sarı saçlıların saçları daha incedir. Saç dökülmesinin erken teşhisi çok çok önemlidir, büylece buna karşı tetbirler alınabilir. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saç transplantasyonu:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Günümüzde saç trasplantasyonu, yani saç ektirme normal bir durum olmaya başlamıştır. Saç ektirenlerin derilerinde bir hisisizlik ve banyodan sonra yanma gibi anormal duygular olmaktadır. Bunedenle saç transplantasyonu yaptıranların çoğu bunu yaptırdıklarına pişman olmaktadırlar. Saçların dolu ve gür olması kişiyi genç ve güçlü göstermekte, bu nedenle saçları dökülenler bu probleme çeşitli çözümler aramaktadırlar. Şimdilik saç ektirmek birçok problemide beraberinde getirmektedir. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saçları tarama ve kurutma:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Tarak ve fırçalar çok önemlidir, metal tarklar keskinse kılın dış yüzeyini tahripeder. Bu nedenle doğru tarak ve fırça seçmek önemlidir. Doğal fırçalar saçların tahrip olmasını önler. Saçları kuruturken önce havlu ile iyice kurulanmalı ve çok kuvvetli olmayan bir ayarda el seşuarı (saç kurutma aleti) ile saçlar kurutulur. Saçları yıkadıktan sonra aşırı sıcağa karşı doğal losyonlar kulanılır. Saçlar düğümlenince zorlamamak gerekir ve bir miktar losyonla çok kolay taranır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saçları boyama, gölgeleme ve mejlemek:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Saçları boyatma, gölge yaptırma veya mejlemenin çeşitli devreleri vardır. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>1. Devre Boyama:</strong> Yıkanabilen hafif boyama, buna gölge?de denir. Bu metot, yeni saç boyasını denemek için idealdir, çünkü boya sadece kılın dış yüzeyindeki pulsu deriye yapışır. Gölge saçın anayapısını bozmaz ve ancak üç yıkamaya kadar dayanabilir. Gölge saçtaki beyazları örtmez. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>2. Devre Boyama: </strong>Buna yoğun boyama veya yoğun gölgelemede denir. Bu boyar madde boyamadan önce karıştırılır ve saçlara sürülür. Buradaki boyama yıkanınca çıkmaz ve yavaş yavaş soluklaşır. Bu boya maddesine hidrojen peroksit (oksijenli su) katılabilir ve buda saçları hafif açık renkli yapar. Bu renk saçın kendi doğal rengini örter ve saça yeni bir görünüm verir.</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>3. Devre Boyama: </strong>Bu metoda kolerasyon denir ve bu boyamada boya saçta kalır. Onu yıkamakla çıkarmak mümkün değildir. Bu boya genelikle oksitleyici madde olan hidrojen peroksit içerir. Buda saç pegmanları tahrip ederek yerine geçer. Kolarasyona amonyakda içirir . Bu amonyak saçların dış yüzeyindeki pulumsu deriden içeri girerek, burada saçın yapısını bozar. Kolarasyonda saça özelikle iyi bakmak gerekir, aksi halde saç kötüleşir ve kırılganlaşır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Frisur, saç tuvaleti:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Bayanların saçlarına verdikleri şekile frisur veya saç tuvaleti denir. Günümüzde moda olan saç tipi omuzlara kadar uzanan parlak ve düz saç şeklidir. Bu tür saç tuvaletide özel bir bakım ister. Saçları yıkadıktan sonra veya nemli saçlara rüzğarda dağılmaması için stiling (jöle veya saç spray) sürülür ve taranır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saç kepeği:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">İnsan derisi sürekli yenilenir, sertleşen deri hücresi atılır ve yerine yeni hücreler göreve başlar. Deri hücreleri 4 haftada bir yenilenir. Şayet bazı faktörler bu hücre yenilenmesini hızlandırırsa ortaya kepek çıkar. Kepek sayıları 1000?e varan baş derisi hücrelerinin birbirine yapışması ile ortya çıkar. Kepeğin saçlar ve gömlek üzerindeki görünümü ise belidir. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Kepeklenmenin sebepleri:</strong> Stres, hormon anormalikleri, yanlış beslenme, yanlış şampuan kulanma vb. faktörlerdir. Birleşiminde izopropilalkol içeren şampuan, jöle (stiling) ve saç sprayleri baş derisini kurutur. Böylece deri hücreleri aşırı çoğalır ve kepek oluşur. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Kepek ve mantarlar:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Baş derisinin kepeklenmesi mantarlar için, özeliklede maya mantarları için ideal bir beslenme alanı oluşturur. Mantarların derinin üst tabakasına yerleşmesi iltihaplanmaya sebep olur ve buda kaşıntıya, kaşıntıda mantarlar daha geniş bir alana yayılır. Mantarların yayılması stres, alkol kulanımı, beyaz unlu ve şekerli besinler nedeniyle immün sistemi zayıflar. Böylece mikroplarla mücadele zorlaşır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Kepeğe karşı kulanılan şampuanlar:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Kepeğe karşı sürekli antikepek şampunı kulanmak iyi değildir, çünkü antikepek şampunı mantar ve bakterileri öldürücü özel bir antiseptik (mikropları öldürücü) içerir. Bu ise zamanla baş derisini tahrişeder. Antikepek şampuanları kepeği önlemez, sadece kaşıntıyı hafifletir. Öko-testin Almanyada yaptığı araştırmalarda bu tür şampuanların 30?a varan zararlı madde içerdikleri tesbitedilmiştir. Bu nedenle en ideali </span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank"><span style="color: #000000;">Gökçek İksiri</span></a>,</span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana;"><a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank"><span style="color: #000000;">Aloe Vera</span></a><span style="color: #000000;"><a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank"><span style="color: #000000;">,</span></a></span> <a href="http://www.nonibu.com/" target="_blank"><span style="color: #000000;">Noni</span></a></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">,</span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> ısırganotu, akhuş, biberiye ve jojoba gibi şifalı bitkilerden eldeedilen şampuanlar kulanılmalıdır. Antikepek şampuanları en fazla 4 hafta kulanılmalıdır, şayet herhangi bir düzelme görülmzse o zaman doktora görünmek gerekir. Kafa derisi tahriş olmuşsa, uzun süre bebek şampuanı kulanmak iyi gelir. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">K<strong>epeğe karşı tetbirler:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">1-) Saçları sıcak yıkama ve kurutma iyi değildir. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">2-) Baş derisini kurutucu şampuan kulanılmamalıdır. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">3-) Baş derisini sıcak şekilde tutacak şapka ve terlik kulanılmamalıdır. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">4-) Çok sert taranmamalı</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">5-) Yağlı besinlerden uzak durulmalı</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">6-) Tarak veya fırçayı hergün yıkamak gerekir.</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">7-) Siyah çay ve kahve yerine şifalı bitki çayları içilmelidir. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Saçların aklaşması:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Saçların beyazlaşmasının sebebi melanin üretiminin yavaşlaması sonucu ortaya çıkar. Melaninin azalması nedeniyle pigman oluşmaz. Pigman renk verici maddedir. Melaninin azalması ile pigman yerine hava kesecikleri (oksijen kesesi) oluşur, böylece saçlar beyazlaşır. Melanin azalmasının sebebi ise vitamin-B kompleksinden biri veya bir kaçının azalması veya yetersizliği nedeniyle olur. B-Vitamini yetersizliğinin sebebi ise stres, depresyon, sinirlilik ve benzeri psikolojik rahatsızlıklar, beyaz un mamüleri, aşırı şekerli besinler ve aşırı hayvansal besinleri sayabiliriz. Hayvansal besinler yağlanmaya neden olur ve buda vitaminlerin absorbesini zorlaştırır. B-Vitamin yetersizliği önlenirse saçların beyazlaşmasıda yavaşlıyabilir. Bazı iş adamları ve kadınları işlerine aşırı konsentre olduklarından yani stresli yaşadıklarından saçların beyazlaşması doğaldır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Perma:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Perma çok çeşitli şekillerde yapılmakta ve ayrıca çokta bakım gerektirmektedir. Perma saçın iç yapısını bozar ve yeni bir yapı oluşmasına sebep olur. Saçlar sağlam bağlanmaz ve iyi bakılmzsa kırılgan ve küt bir şekil alır. Bu nedenle permayı yapan kişinin bilgi ve becerisi çok önemlidir. Uzaman olmayan kişiler tarafından yapıln perma saçların kırılgan olmasına vede uclarının çatallaşarak ayrılmasına sebep olur. Perma ve saç boyama aynı gün yapılması uygun değildir. Perma ile boyama arasında bir haftalık bir zaman olması daha uygundur.</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Perma bakımı:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">1-) Saçları yıkadıktan sonra bakımı yapılır.</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">2-) Saçların haftada bir kür bakımı yapılmalı</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">3-) Doğru şampuan seçilmesi gerekir. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">4-) Saçlar yıkandıktan sonra fırça ile taranmalı veya büyük dişli tarakla taranmalıdır. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">5-) Saçları kuruturken veya kıvırırken aşırı sıcak iyi gelmez, bunun yerine hafif doğal jöle sürülebilir. </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vucut.org/sac-problemleri.htm/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aşı Felaketi</title>
		<link>http://www.vucut.org/asi-felaketi.htm/</link>
		<comments>http://www.vucut.org/asi-felaketi.htm/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 15:23:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gökçek'ten]]></category>

		<category><![CDATA[aşı]]></category>

		<category><![CDATA[grip]]></category>

		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<category><![CDATA[üşütme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiseltedavi.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Aşı Felaketi:
Aşı ile ilgili yazılar konunun uzmanları tarafından yazılan metinlerin tercümesidir bana ait değildir. Geniş bilgi için http://www.dogaltedavi.net 
http://www.impfschutzverband.de
http://www.groma.ch/news/news.htm
http://www.groma.ch/news/Impfungen.html
http://www.impfschaden.info
http://www.impfkritik.de
http://www.impf-report.de/infoblatt&#8230;sche-grippe.pdf
http://www.groma.ch/news/sechsfachimpfung.htm
http://www.bag.admin.ch/infekt/d/sars.htm
http://www.impf-report.de/index-alle.php
http://www.aegis.ch/neu/index.htm
http://www.impf-report.de/index-alle.php
http://www.909shot.com
http://www.thedoctorwithin.com
http://www.vaclib.org
http://www.forcedvaccination.com
http://www.taap.info
http://www.korenpublications.com
http://www.myholistic.com
Aşı? Hayır Teşekkürler! 
Hayata çok şey alınmakta, sorulmadan neden, niçin, bunun arkasında ne olduğunu düşünmeden. Medaya, ilm çevreleri, politikacılar, okullar ve üniversitelerden gelen çok çeşitli bilim adamları ve saysız uzmanlar insanları yanılğıya sürüklüyorlar. Burada yapılanların, maksatlı yapıldığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><strong>Aşı Felaketi:</strong></span></p>
<p><strong>Aşı ile ilgili yazılar konunun uzmanları tarafından yazılan metinlerin tercümesidir bana ait değildir. Geniş bilgi için </strong><a href="http://www.dogaltedavi.net/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;"><strong>http://www.dogaltedavi.net</strong></span></a><strong> </strong><span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><br />
<a href="http://www.impfschutzverband.de/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impfschutzverband.de</span></a><br />
<a href="http://www.groma.ch/news/news.htm"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.groma.ch/news/news.htm</span></a><br />
<a href="http://www.groma.ch/news/Impfungen.html"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.groma.ch/news/Impfungen.html</span></a><br />
<a href="http://www.impfschaden.info/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impfschaden.info</span></a><br />
<a href="http://www.impfkritik.de/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impfkritik.de</span></a><br />
<a href="http://www.impf-report.de/infoblatt...sche-grippe.pdf"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impf-report.de/infoblatt&#8230;sche-grippe.pdf</span></a><br />
<a href="http://www.groma.ch/news/sechsfachimpfung.htm"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.groma.ch/news/sechsfachimpfung.htm</span></a><br />
<a href="http://www.bag.admin.ch/infekt/d/sars.htm"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.bag.admin.ch/infekt/d/sars.htm</span></a><br />
<a href="http://www.impf-report.de/index-alle.php"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impf-report.de/index-alle.php</span></a><br />
<a href="http://www.aegis.ch/neu/index.htm"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.aegis.ch/neu/index.htm</span></a><br />
<a href="http://www.impf-report.de/index-alle.php"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impf-report.de/index-alle.php</span></a><br />
<a href="http://www.909shot.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.909shot.com</span></a><br />
<a href="http://www.thedoctorwithin.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.thedoctorwithin.com</span></a><br />
<a href="http://www.vaclib.org/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.vaclib.org</span></a><br />
<a href="http://www.forcedvaccination.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.forcedvaccination.com</span></a><br />
<a href="http://www.taap.info/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.taap.info</span></a><br />
<a href="http://www.korenpublications.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.korenpublications.com</span></a><br />
<a href="http://www.myholistic.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.myholistic.com</span></a></span></p>
<p><strong>Aşı? Hayır Teşekkürler! </strong><br />
Hayata çok şey alınmakta, sorulmadan neden, niçin, bunun arkasında ne olduğunu düşünmeden. Medaya, ilm çevreleri, politikacılar, okullar ve üniversitelerden gelen çok çeşitli bilim adamları ve saysız uzmanlar insanları yanılğıya sürüklüyorlar. Burada yapılanların, maksatlı yapıldığını ideaetmek yanlış olur. Bugün en geçerli olan ve herkesin örenek aldığı ve inandığı bir durumdur, evet geçekten ilmi gerçeklere dayanmadığı halde.</p>
<p><strong>Aşılar etkisizdir</strong><br />
Genel bir fikir yayagın olarak insanların kafasına yerleşmiştir ki Aşı insanı hastalıkklara karşı koruyan ve sağlıklı yaşamamızı sağlıyan bir nimettir diye inanımaktadır. İlaç firmaları, doktorların çoğu ve başka bilim dalalarında ilgi duyan çevreler büyük bir başarı bunu iddea etmektedirler. Fakat yakından bakınca gerçekler görülmektedir ki AŞI’nın hiçbir şekilde hastalıklara karşı korumamaktadır, aksine bizleri hasta yapmakatadır. Tarihi olarak bakacak olursak AŞI otadoks tıbbın bulduğu en büyük YANILĞI’dır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan sayısız araştırmalar ve belgeler bize bu gerçeği göstermektedir. Ortadoks Tıp tarafından 200 yıldır aşı yapılmaktadır, fakat Aşının etkisini belgeleyen herhangi bir araştırma şimdiye kadar görülmemiştir. Bir çok Ebeveyn (Batı Avrupa’da) bildirmektedir ki Çocukarını hastalığa karşı aşı yaptırmalarına rağmen, AŞI’nın çocuklarının hastalığı daha ağır geçirdiklerini söylemektedirler.</p>
<p>Sorumluluğu Siz taşıyorsunu, doktorunuz değil<br />
Doktorların çoğu özeliklede çocuk doktorları düzenli olarak ve beli bir plan dahilinde AŞI yapmaktadırlar. Eğer Ebevey aoarak AŞI’ya karşı olduğunuzu söylerdeniz, çocuğunuz hastalanırsa bunun sorumluluğu size aittir diyerek sizi uyarırlar ve Aşı’nın etkisinde bahsederek bunu bir gerçek olduğunu söylerler. Fakat Aşı ile çocuğunuzun sağlığı ağır tahribata ugrayabilir. Tehkike: Çocuğunuzu aşı yaptırarak hastalıktan korunmaktan çok aşı olarak daha ağır hastalığa yakalanama riski daha büyüktür. Hemde aşı ile daha kat be kat ağır hastalığa yakalanama vede aşının yan etkilerinden dolayı daha ağır hastalıklara yakalanaması mümkündür. Çocuğunuzun sorumluluğu size aittir, doktotunuza değil. Ilaç Endüstriside diğer endüstri dalları gibi başarıdan başarıya koşmak ister. Aşı ile bazı firmalar çok ama çok para kazanmaktadırlar.Bu firmalar akla hayale gelmedik masallarla ispat edilmemiş hayali iddealarla, aşı olunmadığında çocuklarınızın çok tehlikeli hastalıklar yaşayacağı öne sürülürek insanlar baskı altına alınır. Her insan hergün sayısı mikropla temas halinde olur ve bunların çoğuna karşı aşı yapılmış değildir. Buna rağmen çocuklar sürekli söylendiği gibi hastalanmamaktadır. Biz kendi bağışıklık sistemimize güvenmeliyiz. Bu nedenle çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlendirmeniz gerekir, buda sağlıklı beslenme ve doğal ilaçlarla mümkündür.</p>
<p><strong>İspatlanmamış Aşı teorileri:</strong><br />
Düşünün, biri aşının etkilerini ispatlamış mı? Evet var mı ispatı? Aşı üzerine verilen sayılar ve iddealar tamamen hayal ürünüdür. Her AŞI bağışıklı sistemine yapılan bir SALDIRIDIR. Aşi özeliklede bebeklerin bağışıklık sisteminde büyük bir şok etkisi yapar. Bu nedenle aşı bulaşıcı hastalıklara (enfeksiyon) aşırı yakalanma, allerji, gelişim zafiyeti, otoimmün hastalığı (bağışıklı hastalığı ), beyin tahribatı ve sayısız diğer hastalıklara sbep olur. Hastalıklar immün sistemine etki yapar ve ne kadar aşı yapılmışsa tahribatta o kadar büyük olur. İmmünoloji: Mikroplar ve savunma sistemi üzerine araştırma yapan ilimdalı olup, henüz birçok sorunun cevapı açıktadır, yani bilinmeyen çok şey var. Antijen ve Antikor teorileri ne kadar doğrumu aceba? Açıkca bir çok teori söylendiği ve iddea edildiği gibi doğru değildir. Dr. Kalmar bu konuda çöyle yazıyor: ’’Antikor göründüğü kadar gezinen antijenleri (mikropları ) temizlemektedir. İmmün sisteminde dinamaik olarak iki görev görür.’’ <strong>Dr. med. J. Loibner diyorki:</strong> ’’Şu gerçektirki, Antikor sadece bu enfeksiyonun bir defa olduğunu bildirir. Koruyucu güç olarak başka güçler devreye girer.’’ Roitt, Brostoff ve Male yazdıkları İmmünolpjinin kulanımı ve Temeleri „Grundlagen und Anwendung der Immunologie“ isimli kitapta ’’Aşının gelişimi ve kulanımı Vücudun savunma sisteminin ve etki şeklinin bilinmemesi nedeniyle, aşı’dan medet umulmuştur. ’’ Biz Ebeveynler’de alarım çanları çalmalıdır, şayet işin ciddiyetini anladıysa, çocuklarımız hiç bir faydası olmayan bu aşı ile tedavi metolarından kurtulmalıyız.</p>
<p><strong>Aşı genteknolojik olarak gelecek nesilleri tehlikeye atmaktadır.</strong><br />
Çok yakınlardan beri AŞI’nın genetik olarak yapısı bozulmuş organizmalardan yapıldığı ve çok faydalı oluğu propogandası yapılmaktadır. Kendimizi şeytanın ellerine bırakmayalım!!! <strong>Dr. rer.nat. Stefan Lanka</strong> bu konuda diyorki: Genetik olarak üretildiği iddea edilen aşı ve organizmanın tabiatta bulunmadığı bu nedenlede tabiatta bulunan miktopların bu aşı karşısında yok olacağı iddea edilmektedir. Aktif halae getirilen irsi madde aşı ile deri üzerinden veya genetik olarak bozulmuş besin yolu ile hücrelere çekirdeğine ulaşması ve burda depolanaması düşünülmeketedir. Bu sanıldığı gibi olmamakta ve AŞI kromosomu bozmakatdır. Evet sanıldığı gibi genteknik olarak hazırlanan aşı hücreçekirdeğine gitmemekte aksine sperma veya yumurta hücrelerine giderek orada depolanmaktadır ve burada depolanan aşı çocukların özürlü doğmasına sebep olmaktadır. Genteknik olarak hazırlanan aşı yumurta ve spermaya bulaşır ve bu bu şahısların çocukları özürlü doğabilir. Ilaç Firmalarının istediği olursa ileride sadece planlı olarak genetik AŞI üretilecek ve çocuklara karşı kulanılacaktır.</p>
<p><strong>Toksik Aşı katkımaddeleri:</strong><br />
Normalde her ilaçın birleşimdeki maddenin ne olduğuna dair bir kulanım belgesi bulunur, ama aşı yapılırken bu aşını birleşiminde ne olduğunu doktor hariç kimse bilmemekte ve böyle bir belge veya kagıt parçası bulunmamaktadır ve Anne ve babanın bu konuda bilgisi olmamaktadır. Günümüzde bu aşının bir çok hastalığa: Derikabarcıkları, Beyin zarı iltihapalanması, kanın yapısının bozulması, sinir iltihapalanması vb rahatsızlıklara sebep olur. Birleşiminde: aliminyumlu birleşikler, aliminyumhidroksid, antibiyotikler, öldürülmüş veya zayıflatılmış uyarıcılar (mikroplar), yapısı bozulmuş proteinlar, ve formikaldehid gibi zehirli maddeler içerir. Mobilya yapımcıların formaldehid kulanmaları yasaktır, çünkü Kanserojen etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Evet bu çok tehlikeli, kanserojen madde Formaldhid aşının içinde bulunmakta ve direkt çocuklara vurulmaktadır. Bunun yanında hemen hemen bütün aşı maddelerinin içinde Thiomersal bulunur. Thiomersal bir civa birleşiğidir ve vücuttan atılması çok çok zordur ve 10 larca yıl vücutta kalabilir. Thiomersal çocuklarda konsentrasyon problemi, öğrenme zarluğu, konuşma problemi, mantık oluşturmada yetersizlik, büyük huzursuzluk, ve daha bir çok probleme sebep olur. Aliminyumhidroksid birçok aşının içinde katkı maddesi olarak bulunur. Berlin’den <strong>Prof. Dr. H. Spiess</strong>, Aşının birleşimindeki katkı maddeleri o kadar koplex ve karmaşıktır vede bunların çoğunun özelikleride araştırmamıştır ve bilinmemektedi. Buna rağmen çocuklarımızı deney tavşanı olarak kulandıralım mı? Bütün bu katkı maddeleri kanserojen, allerjik, nabız düşürücü, mide ve bağırsakları bozucu, ve daha birçok yanetkileri vardır. <strong>Dr. J. f. Graetz</strong> keni homeopatik Muayene hanesine aşının yantesirleri nedeniyle hastalanan insanları tedavietmiş ve hemen hepisinde az veya çok Beyin tahribatı olduğunu tesbitetmiştir.</p>
<p>Aşı maddeleri kesinlikle enfeksiyonun özeliklerine benzer değildir. Her aşı maddesinin içinde çok çeşitli maddeler içerir ve doğal olarak hiçbir şekilde görülmesi mümkün değildir. Bütün Ülkelerin sağlık bakanlarının ellerindeki sayılardan bilinmektedir. Günümüzde yapılan aşıların çoğu gereksizdir, çünkü bu bulaşıcı hastalıkların çoğu görülmemektedir.</p>
<p><strong>Biyolojik Felaket:</strong><br />
<strong>Dr. J. F. Graetz’in</strong> yazdığı aşı gereklimi (Sind Impfungen sinnvol?) adlı kitabında şöyle diyor:’’ Yıllarca yaptığımız tecrübe ve deneyimler sonucunda görülmektedirki insanlar sürekli ve sürekli nesilden nesile daha çok hastalanmaktadırlar. Düşünün bugün çocukların çoğunda nörodermatit, spastik (krampl&amp;#305 bronşit, astım, baharnezlesi, hayvan allerjisi, sürekli orta kulaka iltihaplanması, legasthenik (öğrenme, okuma ve yazam zorluğu), hiperaktifitet (aşırı taşkınlık hareketlilik), agresivitet (aşırı saldırgan olanma), tehditkar veya bedenen veyahutta ruhen özürlü olmaktadırlar. Sonraları yani erğinlik çağında ise adet anormalikleri, adet öncesi ağrı ve sancılar, yumurtalık iltihapalanması, cinsel organda mantar, yumurtalık kordonunda dölenme, düşük yapama veya erken doğum gibi haller oldukca sık görülmektedir. Bütün bunlar daha önceki nesillerde çok nadir görülürken şimdi normal olmuştur. Bu aşılamaya devam ettiği sürece daha çok rahatsızlıklar ortaya çıkacaktır ve hatta kısırlılık batı ülkelerinde çok hızlı şekilde yayılmakta vede yüzlerce sperma bankası bu ülkelerde bulunmaktadır. Şuna şahit olunki artık bir insanın problemi değildir bunlar. Bu bütün insanlığı hatta dünyayı ilgilendirmektedir ve yakında bütün insanlık bu felaketin zarrını görecek ve görmektedirde, şayet çok değerli sağlığımızın değerini bilemezsek.</p>
<p><strong>Tam Olarak Düşünün</strong><br />
Kararinizi verin, çocuğunuzu aşılatmak istiyormusunuz, istemiyormusunuz, her aşı için geniş bilgi toplayın ve öğrenin içinde ne var ne yok. Çocuğunuzun sağlığı için zaman ayırın. Gerktiğinde aşı sonrada yapılabilir hemen karar vermeyin sonra neler olabileceğini düşünün. Sadece siz Ebevey olarak çocuğunuzun aşı olup olmaması konusunda karar verebilirsiniz. Sizin kararınızı kimse değiştiremez. <strong>Dr. med. G. Buchwald 40</strong> yılı aşkın araştırması sonunda aşının bir faydası olmadığını ama çok zararının olduğunu tesbitetmiştir. O şöyle demiştir: Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.Burada Aşının zararlarını saymaya kalksa bitiremeyiz. Bu nedenle konu hakkında bilgi sahip olmak isteyenlere link vereceğiz isteyenler bu linklere bakabilir.</p>
<p><strong>Aşı Tahribatı: Eğer tedavi hasta yapıyorsa:</strong><br />
Aşı nedeniyle nerede ne kadar insanın öldüğü ve ve ağır hastalandığı en geniş şekilde bu sitede bulunabilir, fakat site almancadır. Amarikada sadece 1918 yılında 100.000.000 insanın 6 katmanlı aşı yüzünden öldüğü süşünülürse gerçek daha iyi anlaşılır. <a href="http://www.impf-report.de/index.php" target="_blank"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impf-report.de/index.php</span></a><br />
<a href="http://www.impf-report.de/index-alle.php" target="_blank"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.impf-report.de/index-alle.php</span></a></p>
<p>Birçok bulaşicı hastalık (enfeksiyon) artık Almanyada görülmemektedir. Türkiye içinde aynı durum geçerlidir. Buna rağmen Ebeveyinler soruyor, o halde neden çocukları aşı yaptırıyoruz. Korkunç iddea: Hastalığın ortaya çıkma ihtimali olmamasına rağmen, neden birçok tahribata neden olan aşı yapılmaktadır. Ve gerçektende Aşının her zaman zararı vardır. Genelikle rahatsızlıklar geçicidir. Faakt bazı çocuklarda ağır rahatsızlıklar neden olurken ve hatta bazılarında kalıcı tahribata neden olmaktadır. <span style="color: red;">Örenğin ben 40 yıl önce aşı olmama rağmen Gökçek İksirini kulanmaya başladıktan sonra Aşı yapılan yerde ve çervresinde yaralar oluştu, hatta sol koltuk altında çıbana benzer kızarıklıklar görüldü vehatta ta sırtımda bu dobur dobur kızarıklıklar görüldü. Ailem doktora git görün bu nedir dedi. Doktorum bile şaşırdı kan testi allerji testi vs testler yapalım dedi. Ama aşı yapılan yerde yara oluşması ve çevresinde çıban gibi dobur dobur kızarıklıklar görülmesi Aşıdan kalan bir kalıntıdır.</span></p>
<p><strong>Zararsız Aşı reaksiyonları: </strong><br />
Aşı maddesinin bağışıklık sistemini uyardığı iddea edilmektedir. Aşı yapılan noktada kızarıklık, şişme ve hatta düğüm gibi kist oluşabilir. Ayrıca genel hastalık belirtileriinden ateş, eklem ağrısı görülebilir. Hassas çocuklarda ateş ve ateşli nöbetler dahi görülebilir. Her 30 çocuktan birinde bu tür rahatsızlıklar görülebilir.</p>
<p><strong>Aşıda yaşayan mikrop varsa:</strong><br />
Aşı maddesinde canlı ve aktif uyarıcı (virüs) varsa, bu aşı yapılanın immün sistemini (bağışıklık sistemi) zayıflatır ve hatta Aşı hastalığına sebep olabilir. Yani b uşu demektirki, kotunmak istenilen hastalık ortaya çıkabilir. Aşı hastalıkları genelikle hafif olarak görülürler. Bunedenle Verem (tbc) aşısı yapılan çocuklardan 20 si vereme yakalanmış ve bu nedenle verem aşısı Almanyada 1998’den beri uygulamadan Aşı Komisyonu tarafından kaldırılmıştır, çünkü faydadan çok zararının olduğu görülmüştür. Aynı şekilde polio-aşısı’da (çocuk felçi-aşısı ) tarihe karşmıştır, çünkü zararı görülmüştür. Bunedenlede yeni aşıda canlı, aktif uyarıcı (virüs) bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Aşı Tahribatı-Büyük Kaza Alğılaması</strong><br />
Aşının nadiren çok ağır yantesirleri görülebilir ve bu yantesir çocukta ömür boyu iyileşmiyecek kalıçı tahribatta sebep olur. Bunedenle ebeveyinlerin çoğu Almanyada aşının bu yantesirlerinden dolayı çocuklarını aşı yaptırmamaktdırlar. Aşı tahribatlarının başında: Sara nöbetleri, Felç, Kanın yapısını bozma, ağır allerjik reaksiyonlar ve kişilik değişimleri görülebilir. Almanyada 2001 yılında yapılan 20 milyon aşıdan 321 ağır koplike durumlar bildirilmiştir, bunlardan 3’de birinin aşı ile bağlantılı olduğu tesbitedilmiştir.</p>
<p><strong>Karanlıkta kalan sayılar:</strong><br />
Aşının yantesirleri çok az görünmektedir. Çünkü aşının yapacağı tahribat hemen aşıdan sonra ortaya çıkmnaz. Çünkü uyarıcı (virüs) çok zayıfır. Bunedenle aşının sebep olacağı hastalık yıllar sonra hatta 20-30 ve hatta 40-50 yıl sonra ortaya çıkabilir. Bu nedenlede doktorların rahatsızlıklar sbebi hakkında fikir yürütmeleri mümkün değildir. Doktorların aşını sebep olduğu tahribatı bildirmeleri çok karmaşı ve zaman alıcı formuler gerektirdiğinden vede sebebibin aşı olduğu konusundaki şüphelerinden dolayı çok nadir bildirim yapılmaktadır. Almanyada 2001’den beri doktorların aşının yantesirlerini bildirme zorunlulukları vardır.</p>
<p>Sadece yan tesir üzerine oldukca çok bildirim yetkililere ulaşırsa o zaman, bu aşının şu tür zararları vardır diye uyarıda bulunurlar. Bundan dolayı aşını sebep olduğu rahatsızlıklar geç ve çok geç ortaya çıkar ve bundan dolayıda tam olarak bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Örneğin kenenin sebep olduğu beyinzarı iltihaplanmasına (FMSE) karşı aşı yapılması uzun süre tavsiye edildi, çünkü aşının yantesirinin olmadığı uzun araştırmalar sonucu belğelendi dendi. Bunun üzerine bu aşının yıllar sonra aşırı ateşlenmeye sebep olduğu anlaşıldı ve aşı yasaklandı. Aşının zararlarını çekenler çektikleri ile kaldı ve kalıyorlar yaşadıkları sürecede kalacaklar. Almanyada bunun üzerine yeni aşı türü üretildi, fakat bu aşının yantesiri henüz keşfedilmedi.</p>
<p><strong>Panik yapıcılar:</strong><br />
Aşı karşıtları ve taraftarları arasında tartışmalar sürüp gitmektedir. Aşının yapılmasını isteyenler kaşı olanalara panik yaptıklarını ideaetmektedirler. Bu konuda yüzlerce pro ve kontra görüşler, düşünceler, yazılmış kitaplar ve internet sayfaları mevcuttur. Bu nedenle yıllar süren araştırmaların yapılması gerekir, bu ise çok büyük mali kaynak demektir.</p>
<p><strong>Örenek: Akut allerji katkı maddeleri nedeniyle:</strong><br />
Aşı yapılan çocukların bazılarında tavukproteinı ve civaya karşı allerjik oldukarı bilinmektedir, fakat çok az görülür.</p>
<p><strong>Aşının ileride allerjiye sebep olabileceği tartışılmaktdır, </strong><br />
Bana göre doğrudur, neden denecek olursa. Almanyada 25-30 milyon insan baharnezlesi ve besin allerjisinden muzdaripken bu Türkiyede oldukca azdır. Almanya başta olmak üzere batı Avrupa ülkelerinde oldukca sık allerji görülürken, düne kadar DDR olarak bildiğimiz doğu Almanyada allerji olanların oranı oldukca düşüktür.</p>
<p><strong>A-) Aşının bilinen tahribatları: </strong><br />
Aşının içerdiği tavukproteini ve civaya karşı aşırı duyarlılık gösterme(allerji), Bağışıklık sistemi ateşli kramplarla kendini belieder.<br />
Diphterie-Tetanus: Guillain-Barré-Sendromu (GBS: Çevre (perifer) sinir sisteminde tahribat)<br />
Tetanus: GBS<br />
Kızamık-Kabakulak-Kızılcık: kandaki alyuvarların sayısını düşürür.<br />
Kızamık: Ağır beyin iltihapalanması, immün zafiyeti<br />
Kızılcık: Akut Artrit<br />
Kabakulak: Beyinzarı iltihapalanması (menejit)<br />
Pertusis: Akut Menejit, bazen kalıcı tahribata sebep olabilir<br />
Sarı Huma: Beyin iltihapalanması<br />
Polio (Çocuk felci)- Aşısı: bu aşının eski eskiden ağıdan alınanı immün zafiyetine neden olabiliyordu, yenisi hakkında bilgi sahibi değiliz.<br />
Verem: Verem aşısı nadiren verem sebep olamaktadır<br />
Grip aşısı: (GBS: Çevre (perifer) sinir sisteminde tahribat)<br />
FSME: (GBS: Çevre (perifer) sinir sisteminde tahribat)</p>
<p><strong>B-) Hastaliklarla bağlantıları kesinleşmemiş olabilecek ihtimaller:</strong><br />
Tetanus: Kramplı rahatsızlıklar, Eklem iltihaplanması, Deri iltihapalanması<br />
Haemophilus influenza: Gripe benzer rahatsızlıklar, beyin ve gırtlak iltihaplanması, GBS, Omurilik iltihapalanması, Trobosit sayısında azalma bu nedenle kanın pıhtılaşmasında problem<br />
Kızamık: Beyin iltihaplanması, MS, GBS, Sinir ilat,ihapalanması<br />
Boğmaca: GBS, Perifer sisnir sisteminde tahribat<br />
Kızılcık: Sinirlerde tahribat, kronik Artrit, Kramplı rahatsızlıklar</p>
<p><strong>C-) İspat edilmemiş idealar:</strong><br />
Çeşitli Aşıların ani çocuk ölümlerine sebep olduğu<br />
Tetanus: Beyin iltihapalanması<br />
Hepatit B: Multiple Skleroz (MS)<br />
Kızamık: Kalin bağırsak iltihapalanması, Beyin iltihapalanması<br />
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Sinirsel hastalıklar<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..<strong><br />
Aşı Tahribatı milyonlarca insanın ölümüne sebep olabilir:</strong><br />
Aşının tehlikeleri üzerine 15 yıl önce arkadaşım bana bir kitap verdiğinde, bu kadarıda fazla diye itibar edip okumamıştım. Gökçek İksirini kulanmaya başladıktan sonra sol dirseğimin üstünde altında çevresinde ve koltukaltındaki bezelerde vede sırtımda çıban gibi kırmızmısı kızarıklıklar oluştu. Doktoruma gittiğimde Virüsler dışarı vurmuştur dedi.</p>
<p>Neden 40 yıl önce yapılan aşı yerinin çevresinde bu tür problemler oluyor diye şaşırdım. Ve araştırmalar yaptım, ADB başta olmak üzere Amarika kıtasında çıkan İspanya Gribine karşı 1918 yılında 6 katmanlı aşı yapıldığını ve takriben 100 milyon insanın Gripten değilde 6 çeşit aşının bir birine karştırlması ile yapılan aşıdan öldükleri tesbitedilmiştir.</p>
<p>ABD&#8217;nin bu yeni bir oyunu değildir, 18 ve 19 yüzyılda yıllarca kızılderilileri yok etmek için bu insanlara karşı biyolojik savaş uyguladıkları bilinmektedir ve bugün ABD&#8217;de müzelik denebilecek sayıda kızılderili kalmıştır. Ordaki insanlar size iyilik yapıyoruz diye önceden mikrop bulaştırdıkları bataniyeleri ve tekstil ürünlerini bu insanlara vererek, bu insanları yavaş yavaş yok etmişlerdir.</p>
<p>O zaman ortaya çıkan İspanya Gribine benzer, salgın hastalık yani kuş gribi Çinde görülmüş ve milyonlarca kanatlı hayvan ölmüştür. Bu SARS virüsünün ABD&#8217;nin CIA laboraturlarında geliştirldiği sonradan Çin Hükümeti tarafından tesbitedilmiştir.</p>
<p>Yine Türkiyenin aynı anda bir çok yöresinde aynı anda görülen Kuş gribininde genetik yapısı değiştirilen virüslerin sebep olduğu tahminedilmektedir. Bununda ABD&#8217;nin İran&#8217;a saldırı planına karşı çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerini susturmak için yapıldığı tahminedilmektedir. Dünyanın hemen hemen hiçbir ülkesinde olmayan Biyolojik-Savaş aracı olarak kulanılan virüsler ABD ve Rusyada bulunmaktadır.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
AŞI OLMAK YA DA OLMAMAK &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..Amarika&#8217;dan bu metni hazırlıyarak ban gönderen Lale Kaplan Hanımefendiye teşekküreder.</p>
<p><a href="http://www.909shot.com/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">www.909shot.com</span></a><br />
<a href="http://www.vaclib.org/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">http://www.vaclib.org</span></a><br />
<a href="http://www.vaccineliberation.org/"><span style="text-decoration: none; color: #ff760e;">www.vaccineliberation.org</span></a></p>
<p><strong>Aşı zararlımı</strong><br />
Aşılar vücuda zarar verebilen kimyasal maddeler ve diğer elementlerden yapılmıştır. Bu elementlerden bazıları formaldehyde (kansere sebep olabilen), thimerosal (civadan elde edilen zehirli bir madde), aluminyum fosfat (deodorantlarda kullanılan bir başka zehirli madde), phenol (karbolik asid), alum(koruyucu), ve acetondur.</p>
<p>Aşılar, zehirli kimyasal maddelerle beraber tavuk embriyosu, calf serum, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi gibi yabancı protein içerirler. Bu yabancı proteinler çok farklı alerjik ve inflammatuary tepkilere sebep olabilirler. Bu maddeler kana ulaştığı zaman vücut hemen müdahele edip ateş, kızarıklık, kaşıntı şişlik gibi yollarla bunları dışarı atmak isteyecektir. İlaçlarla bağışıklık sistemi bastırılmaz, vücudun doğal bir şekilde bu zehirleri atmasına izin verilirse belki uzun dönem etkilerden kurtulmak mümkün olabilir. İlaçlarla doğal tepkiler bastırılarak bu zehirlerin dışarı atılmasına izin verilmez, yada bağışıklık sistemi güçlü olmayan vücutlarda bu zehirler atılamazsa dokulara yerleşerek ilerde şeker, otizm, astım, sinir hastalıkları, kan kanseri hatta direk ölüme varan durumları tetikleyebilir .</p>
<p>Birçok çocukta aşılardaki zehirlerin vücuda yerleşmesi hiçbir şeye sebep olmuyormuş gibi görünse bile çocuğun kendi doğal potansiyelinin altında yaşamasına yol açacaktır. Daha zayıf bağışıklık sistemi, daha zayıf zeka, yaratıcı güç, daha az enerji. Ve ilerki hayatında ilaçlar, floridli su, yiyeceklerdeki katkı maddeleri, tarımsal ilaçlar gibi bütün sebeplerle birleşerek ciddi kronik hastalıkların oluşmasına yardımcı olacaktır. Hatırlarsak son elli yılda şeker, kan kanseri, otism, astım gibi çocuk hastalıkları gittikçe artmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı niye etkili değil?</strong><br />
Çünkü aşılar çocuk hastalıklarındaki ana sebebi ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir şey yapmamaktadırlar. Su çiçeği, kronik öksürük, kızamık gibi çocuk hastalıklarının asıl sebebi mikroplar değil, vücudun içinde bulunduğu toksik şartlardır (toxeamia). Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler e göre “Hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Toxeamia nin sebep olduğu hücre düzeyindeki bozulma mikropların çoğalması ve aktif olabilmesine uygun ortamı oluşturur” Toxemia nin sebepleri arasında gelişmemiş ülkelerde yetersiz beslenme, aşırı nüfus, kirli su gelişmiş ülkelerde ise aşırı derecede et, süt(özellikle pastörize edilmi&amp;#351, aşılar, ilaç tüketimi, yiyeceklerdeki katkı maddeleri, tarım ilaclarını sayabiliriz.</p>
<p><strong>Aşıların yetersizliğine dair tarihsel gerçekler:</strong><br />
1-) 1871-2 de İngiltere de 2 ve 50 yaş arasındaki nüfusun %98i su çiçeğine karşı aşılanmasına rağmen, İngiltere 45.000 ölümle tarihinin en kötü suçiçeği salgınlarından birisini yaşadı. Aynı zamanda Almanyada nüfusun %96 sı aşılanmasına rağmen su çiçeğinden ölümlerin sayısı 125.000 den fazlaydı. (The Hadwen Documents)</p>
<p>2-) Almanyada 1940 da difteriye (kuşpalaz&amp;#305 karşı zorunlu aşılardan sonra 1945 de difteri vaka sayısı 40.000 den 250.000 e çıkmıştı. (Don’t Get Stuck, Hannah Allen)</p>
<p>3-) 1960 da Amerikada iki virologist (virüsleri inceleyen) çocuk felci aşısının labaratuar hayvanlarında kansere sebep olan SV40 virüsü taşıdığını tespit ettiklerinde milyonlarca çocuk aşılanmıştı. (Med Jnl of Australıa 17.3.1973 p555)</p>
<p>4-) 1967de Ghana nüfusunun %96 sı kızamığa karşı aşılanarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından kızamık-free ilan edilmişti. 1972 de Ghana çok yüksek ölüm sayısı ile beraber tarihinin en kötü kızamık salgınını yaşadı. (Dr H Albonıco, MMR Vaccıne Campaıgne ın Swıtzerland, March 1990)</p>
<p>5-) 1970 ile 1990 arasında İngiltere de 200.000 den fazla whooping cough(sürekli derin öksürük) tamamen aşılanmış çocuklarda görüldü. (Communıty Dısease Surveıllance Centre, UK)</p>
<p>6-) 1970 de Hindistanda 260.000 kişiyi içeren tüberküloz aşısı denemesinin sonuçlar aşılı olan kişilerde hastalığa yakalanma oranının arttığını ortaya çıkardı. (The Lancet 12.1.80 p73)</p>
<p>7-) 1977 de ilk çocuk felci aşısını geliştiren DR. Jonas Salk diğer bilim adamları ile birlikte 1961 den beri Amerikada görülen birçok çocuk felci vakasının asıl sebebinin aşının kendisi olduğuna dair ifade verdi. (Science 4.4.77 Abstracts)<br />
 <img src='http://www.vucut.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> 1978 de Amerikanın 30 eyaletinde yapılan bir araştırma, kızamığa yakalanan çocukların yarısından fazlasının daha önceden aşılanmış olduğunu ortaya çıkardı. (The Peoples Doctor, Dr R Mendelsohn)</p>
<p>9-) JAMA nın Şubat 1981 sayısına göre doğum uzmanlarının %90 ı, çocuk doktorlarının %68 i kızamıkçık aşısı olmayı reddetti.</p>
<p>10-) Amerikada bir DPT aşısının fiyati 1982 de 11 centten, 1987 de 11.68 onbir dolar altmışsekiz cente yükselmişti. Sebebi ise aşıyı üreten firmaların aşılardan zarar gören yada ölen çocukların ailelerine ödemek zorunda kaldıkları tazminatlardı. (The Vıne, Issue 7, January 1994, Nambour, Qld)</p>
<p>11) 1988 ve 1989 da Oman (Umman) da tamamen aşılanmış çocuklarda çocuk felci salgını görüldü. Hastalığın en yaygın olduğu bölgeler tamamen aşılanmış bölgeler, hastalığın az görüldüğü bölgeler ise aşılanmamış bölgelerdi. (The Lancet, 21.9.91)</p>
<p>12) 1990 da JAMA dan bir makale de” Amerikada okul çağındaki çocukların tamamen aşılanmış olmasına rağmen kızamığın çok yüksek oranda aşılanmış cocuklar arasında ortaya cıktığı” na dair bilgiler vardı. (JAMA, 21.11.90)</p>
<p>13) Amerikada, 1990 dan 1993 e kadar FDA e aşıların sebep olduğu durumlardan dolayı yapılan şikayetlerin sayısı 54,072 idi. FDA bu rakamın gerçek rakamın %10 u olduğunu kabul ediyor. Çünkü birçok doktor aşıların sebep olduğu reaksiyonları bildirmeyi kabul etmiyor. (National Vaccine Information Center. March 2.1994)</p>
<p>14) 2 Kasım 2000 de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St Louis deki 57. toplantılarında oy birliği ile çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı. (Report by Mıchael Devıtt)</p>
<p>Yukarıdaki bilgiler Ian Sınclaır in Vaccinationdebate.com adlı sayfasından alınmıstır. Bu konuda daha fazla bilgi için (ingilizce)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.vucut.org/asi-felaketi.htm/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gökçek Diyet:</title>
		<link>http://www.vucut.org/gokcek-diyet-2.htm/</link>
		<comments>http://www.vucut.org/gokcek-diyet-2.htm/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 13:17:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gökçek'ten]]></category>

		<category><![CDATA[diyet]]></category>

		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>

		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>

		<category><![CDATA[yorğunluk]]></category>

		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiseltedavi.com/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[
 
Gökçek Diyet: Evet ben diyete pek inanmıyordum, çünkü birçok yöntemi denememe ragmen 6-7 kg veriyodum ve sonra yeniden aynı kiloya ulaşıyordum. Yani kendi üzerimde yaptığım deneylerde bir netice elde edemedim. Bu nedenlede diyet yapmayı artık hiç düşünmüyordum. Takii Hasan beyin kayını ABD’den bir profösürün özel bir reçetesi ile 130 kg’dan 87 kg’a düştüğünü duydum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="the_content">
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: small;"><strong></strong></span></span><span style="font-size: small;"><strong> <img src="http://www.gokcekdiyet.com/images/stories/CA.jpg" alt="" hspace="2" vspace="2" width="300" height="210" align="right" /></strong></span><br />
<span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Gökçek Diyet:</strong> Evet ben diyete pek inanmıyordum, çünkü birçok yöntemi denememe ragmen 6-7 kg veriyodum ve sonra yeniden aynı kiloya ulaşıyordum. Yani kendi üzerimde yaptığım deneylerde bir netice elde edemedim. Bu nedenlede diyet yapmayı artık hiç düşünmüyordum. Takii Hasan beyin kayını ABD’den bir profösürün özel bir reçetesi ile 130 kg’dan 87 kg’a düştüğünü duydum ve orjinal reçeteyi öğrendim. Bu reçetenin 1000 yıllık eski bir Türk Reçetesi olduğunu bendeki dosyada görünce şaşırdım. Ben bu reçeteyi yıllardır biliyordum ama kulamayı pek düşünmemiştim, çünkü diğer reçetelerden netice alamayınca artık bu kadar deney yeter diye bunu denemekten vazgeçmiştim. Şimdi bu reçeteyi yeniden ADB’li profösür tedavide kulanınca yeniden ele aldım. Diyet reçetesini geliştirdim ve daha etkili bir forma geldi. Bu reçetenin ismi <a style="color: #153b7c; text-decoration: none;" href="http://www.gdiyet.com/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;">Gökçek Diyet</span></a>‘dir. Yıllarca çeşitli diyet yöntemlerini kendi üzerimde denedim. Bu nedenle Gökçek Diyeti 6 ay gibi kısa bir sürede geliştirmem mümkün oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Kilosunu, yaşını ve boyunu</strong> sorduğum bayana kilolusunuz dedim. O da sizde kilolusunuz önce siz zayıflayın bakalım söylediğiniz gibi kolaymı dedi. Doğrusu bayana hak verdim. Daha önce et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besinleri ve siyah çay, kahve, kola ve fanata gibi asidoza sebep olan içecekleri bırakmıştım, fakat bir tülü zayıflıyamıyordum. Yaptığım araştırmalarda nişastalı besinlerin şeker dönüştüğü ve şekerin ise vücutta yağa dönüşerek depolandığını görünce nişastalı ürünleride bıraktım. Ekmeksiz doyduğumu hisetmezdim ekmeği bıraktım. Yani bu yiyecek ve içecekler olmadan yaşıyamam zannerdim yaşandığını gördüm. Çok sebze ve az meyve yiyorum ve Gökçek İksiri alıyorum vede 15 günde 12 kg verdim, yani 15 sene sonra ilk dea 80 kg’ın altına indim. Gökçek Diyetin 1. haftası oldukca zordur ve 2. hafta’da biraz zor geçer ve 3. hafta vücut alışır ve çok az yemekle doyulduğu görülür. Bir zamanlar etsiz yemek olduğunda protosto eder ve yemek yemezdim. Akşamaları çay içmezsem başım ağrırdı. Şimdi hepsini terk ettim, demek ki istenince oluyormuş.</span></p>
<p><strong>Balık ve meyve</strong> kilo yapmaz görüşü de yanlış bunu bizzat yaşadım. Fazla balık vede meyve de kiloya sebep olabiliyor. Un mamülerinideki nişasta çok kısa sürede şerkere dönüşür ve buda metabolik değişimlerle yağa çevrilerek vücut ta depolanırken, sebzelerdeki karbonhidratın şeker dönüşmesi zaman alır, çünlü karbonhidratlar vitamin, mineral, enzim ve ptoteinlarla bileşik olarak bulunur. Bu nedenle aşırı sebze yenebilir, fakat aşırı meyve yemek iyi değildir, çünkü meyve yüksek oranda şeker içerir ve buda kilo yapar.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Sebze ve meyve’deki glikoz (şeker); </strong>Mineral, vitamin, enzim ve diğer lifli maddelerle birleşik olduğundan hemen şeker dönüşmez. Bu nedenle bağırsak mantarları sebze ve meyvelerdeki şekerlerden istifade edemezler. Bağırsak mantarları tahıl ve bakliyattaki, özeliklede un mamülerindeki nişasta hemen çözülerek şeker dönüşür. Artı saf şeker içeren tatlı, çikolata vs yiyecekler, kola ve fanta gibi içeceklerdeki saf şeker mantarların ana besinidir. Bu nedenle 6-7 hafta sebze çok yenebilir, fakat meyve aşırı yenmemelidir. Doğru beslenme ve aynı anda Gökçek İksir ve Gökçek Tonik alınır ise mantarlar yokedilir. Diyet yapamadan mantardan kurtulmak mümkün değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Lenf sistemi:</strong> Lenf sistemi kan dolaşımı gibi doku ve hücrelerdeki artık maddeleri toplar, fakat lenf sisteminin bu trasport işlemi oldukca farklıdır. Kan dolaşımı atar ve toplar damarlardan oluşurken, lenf sistemi tek yönlü yol gibi sadece toplama işlemi yapar. Hücreler arasında kalan artık maddeleri lenf sistemi alarak ana lenf damarına (kanalına) ulaştırır, bu kanalda artık maddeleri (curuf) toplar damarlara verir.<strong> </strong>Lenf sistemine beyaz kan dolaşımıda denir. Lenf ssiteminin % 85′i bağırsaklardadır. Şehirlerin çöpünü belediye toplar, vücuddaki artı maddeleri (curuf) ise lenf sistemi hem toplar hemde miktopların yayılmasını önlemek için lenfositleri üretir. Kirlenen vücudu temizlemek için mutlaka Gökçek İksir, Gökçek Lenf çayı kulanmak ve diyet yapmak gerekir.</span></p>
<p><strong>Sindirim salğılarının kalitesinin</strong> düşmesi nedeniyle hayvansal besinler sindirilmez ve kalın bağırsağa ulşan besin artıkları kokuşur ve buradaki zararlı (patalojik) bakterilerin azmasına (çoğalmasına) sebep olur. Böylece 6-7 hafta sebze ve meyve yiyerek faydalı bakterilerin artması vede zararlı bakterilerin yok olmasını sağlanır. Tabii Gökçek İksir ve Gökçek Tonik’i kulanmaka gerekir, tedavi sürecini hızlandırmak ve kalıcı iyileşmeyi sağlamak için. Bağırsak florası ancak ve ancak böyle optimal seviyeye ulaşır. Bağırsaklar 350 metrekare ve 100 katirilyon bakteri vardır ve bunlar sağlıklı bir bağırsakta % 99′u faydalı bakterilerdir.</p>
<p><strong>Ne kadar kimyasal ilaç</strong>, özeliklede antibiyotik kulanılırsa bağırsak florası o kadar bozulur. Hastalıkların % 90′ı bağırsaklardaki bağırsak florasının bozulması, % 5′ mide rahatszılıkları vede % 5′ diğer organlardaki problemlerden kaynaklanır. Gastirt ve ülseri 1-3 şişe Gökçek Tonikle tedavi etmek mümkündür, fakat bağırsak florasının tedavi edilmesi ancak ve ancak <span style="text-decoration: underline;">doğru beslenme</span> Gökçek İksir ve Gökçek Tonikle mümkündür. Bağırsak mantarları sülük gibi bağırsak mukazasına yapışır ve dışarı atılamaz. Ben 17 sene alerji nedeniyle testler yaptırdım, mantar yok dendi, fakat belitileri bunu gösteriyordu. Geniş yazı aşağıdadır.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Gökçek Diyet Kuralları kişinin zayıf, normal ve obez olamasına göre 3 çeşit diyet yöntemi vardır.<br />
</strong>1-) Kilolu olup zayıflamak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları 1<br />
2-) Kilosundan memun olup ta vücudnundaki curuf ve toksik maddeleri atmak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları<strong> </strong>2<br />
3-) Aşırı zayıf olanların dikkat etmesi gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları<strong> </strong>3</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Gökçek Diyet Kuralları 1: </strong>Kilolu ve hastalıklı kişilerin dikkat etmesi gereken kurallar. Obez ve hastalıklı kişilerde genelikle mide ve bağırsak problemleri olur. Bağırsaklar besinlerdeki mineral, vitamin ve enzimleri değerlendiremediğinde kişi sürekli fazla yemek zorunda kalır ve kilo alır vede hastalıklar sürekli çoğalır azalmaz. Bu tür rahatsızlıklar’da Gökçek İksir ve Gökçek Tonik kulanmaları gerekir.<strong></strong></span></p>
<p><strong></strong>1-) Peynir asla yenememeli, çünkü asidoza sebep olur. Asidozu nötürleştirmk için aşırı mineraller harcanır ve curuf oluşur ve vücudun zayıf noktasına depolanır. Her kişinin bünyesinde değşik noktalarında zayıf dokular vardır. Bu nedenle curuf kişiden kişiye değişik noktalarda yoğunlaşır ve bu curuf içine mikroplar yerleşerek toksik maddeler üretirler. Curuf nedeniyle kişide vitemin, minerla, enzim ve protein eksikliği oluşur ve bağışıklık sistemi zayıfladığından mikroplar azar, çünkü curuf içindeki mikroplara bağışıklık sistemi etki edemez.</p>
<p>2-) Et ve et mamüleri de aisoza sebep olur, özeliklede et artıklarından yapılan ve aşırı kimyasal katkı maddeleri içeren sucuk, salam<span style="color: #ff0000;"> </span>ve sosis iyi değildir, diyet süresince hayvansal ürün yememek gerek. Diyet’ten sonrada sade ve temiz et haftada bir defa yenebilir.</p>
<p>3-) Bakliyat, tahil ve özelikle un mamüleri (ekmek, makarna, mantı, pasta, çikolata vs) hemen hemen nişastadan oluşur, yani nişasta polisakkarid demektir. Poli sakkarid parçalandığında disakkarid ortaya çıkar ve disakkarid de parçalanınca Glikoz ortaya çıkar. Glikoz bildiğimiz şekerdir. Kandaki fazla şeker yağa dönüştürülerek depolanır. Yani ha et yemeşsiniz ha ekmek her ikiside yağalanmaya şişmanlığa sebep olur.</p>
<p>4-) Akşam altıdan sonra yenen yemek sindirilmez, midede ve bağırsaklarda uzun süre kalır mide ve bağırsaklar genişler,sarkar vede deforme olur.. Mide ve bağırsaklar çalışma temposunu bu saat’ten sonra minimum seviyeye indirir. Bu nednele mecbur kalırsanız yoğurt veya meyve yiyebilirsiniz.</p>
<p>5-) Salataya mutlaka zeytinyağı, sirke ve limonsuyu katımlalıdır ve meyveler yemekten önce yenmeli, böylece bağırsakların peristalik harelketi forma girer. Kabızlık, ishal ve hazımsızlık görülmez. Zeytin yağı katılmadan yenen salata kısa sürede mide ve bağırsakalarda kalır ve dışarı atılır, zeytin yağlı sakata uzun süre mide ve bağırsakalarda kalır ve kişiye doymuşluk hissi verir. Et ve peynir yiyenler bu nedenle kendilerini domyamış hissederler.</p>
<p>6-) Çok yavaş yemek yemeli böylece dilcik çevresin de bir kas oluşur, ve besinler tam hazemdilmeden bu kas tarafından bırakılmaz, artı besinlere ağız tükrüğün’den yeterince PHYTİN ismi ile anılan asit karışır ve buda besinlerdeki mineral ve vitaminlerin değerlendirilmesinde rol oynar.</p>
<p>7-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur ve mideyi tahrişeder. Bu nedenle çok kolay gastrite yakalanma rizikosu ve bağırsaklar’da da kuruma nedeniyle pompa gibi çalışan vilüs kanaları foksiyonlarını yerine getiremez ve kişide vitamin, mineral ve enzim yetersizliği görülür.</p>
<p><img class="wp-smiley" src="http://www.gokcekdiyet.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" alt="8-)" /> Tatlılar özeliklede kola ve fanta gibi içeceklerde aşırı şeker bulunması nedeniyle bağırsaklar’da mantarlar azar. Mantarlar zehirli alkoller, zehirli gazlar ve biyojen aminler (örenğin histamin) üretir ve bu da allerji, kemik erimesi, deri hastalıkları sindirim rahatszılıkları, depresyon vs gibi hastalıklara sebep olurlar.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">9-) Yani bol sebze ve az meyve yerseniz hızlı zayıflarsınız, hızlı zayıflama sırasında deri, kas ve dokulardaki curuf atılmaz. Bu nedenle zayıflayan kişinin güzelği bozulur ve çirkinleşir. Tanıdğım bir bayan çok kısa sürede zayıflamıştı fakat çok çirkinleşmişti derileri, kasları sarkmış güzü buruşmuştu. Ben arkadaşın hanımını böyle görünce adeta hayalet görmüş gibi oldum. <span style="color: #ff0000;">Bir Alman bayan ise yine hızlı zayıflamış kol-, baldır ve karın kasları aşırı sarkmıştı, sarkık kısmları amaliyatla aldılar, fakat yinede çirkinleşmesini önleyemediler.</span> Yağlar erirken aynı zamanda curufun da erimesi için Gökçek İksir kulanmak şarttır, yoksa zayıflayacağım diye çirkinleşebilirsiniz. Bu nendele zayıflarken yağlar erir ve curfu erimezse kişide çirkinleşme olur. Gökçek İKSİRİ ile hem vücudunuzun dirençi düşmez, hemde zayıflarken çirkinleşme ve sarkma gibi problemler olmaz, çünkü vücudumuzun çöpcüsü olan lenf sistemini çalıştırır. Çöpcü çöpü toplarsa vücut’ta curuf problemi olmaz. Diyetten sonra yine eski beslenme tarzına dönülmemeli, diyet iki günlük iş değildir, hayat boyu dikkat edilmesiz gereken bir yaşam kuralıdır.</span></p>
<p><strong>Gökçek Diyet Kuralları 2:</strong><br />
Kilosun’dan memun olupta vücudun’daki curuf ve toksik maddeler’den arınamk isteyenler için uygun bir yöntemdir, bunun için Gökçek İksir artı Gökçek Kan çayı uygun olur.<br />
1-) Sade temiz et haftada 1-2 defa yenebilir. Sucuk,salam ve sosis et artıkları ve kimyasal katkı maddeleri içerdiğinden iyi değildir.<br />
2-) Peynir asla yemememlidir çünkü asitlenemeye sebep olur ve asit iltihapları azdırır.<br />
3-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur, ileride mineral, vitamin ve enzim yetersizliği demektir.<br />
4-) Aşırı tatlı yemek ve özeliklede kola, fanta gibi aşırı şekerli içecekler bağırsak mantarlarını azdırır ve kemik erimesine sebep olur.</p>
<p><strong>Gökçek Diyet Kuralları 3:<br />
</strong>Aşırı zayıflık nedneniyle halsiz dermansız ve halsiz olanların genelikle mide ve bağırsak problemleri vardır, bunuda Gökçek İksiri artı Gökçek İştah çayı ile tedavi etmek mümkündür.<br />
1-) Asla peynir yenmemeli asidoza sebep olur.<br />
2-) Sade ve temiz et yene bilir, sucuk, salam ve sosis iyi değildir.<br />
3-) Siyah çay, kahve bağırskaları kurutur iyi değildir.<br />
4-) Aşırı tatlı yiyecekler ve kola fanta gibi içecekler bağırsak mantarını azdırı ve kemik erimesine sebep olur.</p>
<p><strong>Gökçek Diyet: </strong><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #000000;">DS, SL, MY, AK ve KK gibi şifalı bitkilerden oluşur. Gökçek Diyet</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"> c</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;">uruf çözücü ve bağışıklı sistemini güçlendiricidir. Bu dört bitki DS, SL, MY, AK ve KK antiviral (virüsleri öldürücü, yokedici), antibakteril (bakterileri öldürücü) ve antimikotik (mantarları öldürücü, yokedici) özeliklere sahip bir şifalı bitkilerdir. Bu şifalı bitkilerin ortak özeliği kolesterol, lipid ve trigliserid gibi yağları eritici vücudu temizleyici ve zayıflatıcı özeliklere sahiptir. Gökçek Diyet diğer diyet ürünlerinden farklı olarak doğal ve yanetkisi yoktur. Kişi uzun süre alabilir, herhangi bir problem olmaz. Gökçek Diyetinin bir çok özeliği Gökçek İksire benzer, farkı zayıflatıcı olmasıdır.</span></span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana;">Gökçek Diyet: </span></strong><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;">Bizim diyet şeklimiz diğerlerinden farklıdır. Gökçek Diyete Peynir asla yenmemelidir, çünkü asitlenmeye sebep olur. Asidoz nedeniylede vücuttaki mineraller asidi nötürleştirmek için kulanıldığından kişide mineral yetersizliği görülür. Tabiiki mireralyetersizliği kişde bir çok problemin ortaya çıkmasına sebep olur. Ve bunların başında asidi nötürleştirmek için harcanana oksijen kişide dermansızlık, halsizlik ve yorğunluğa sebep olur. Aşırı kalsiyum harcandığından kemik erimesine sebep olur. Bu nedenle <span style="color: #000000;"><strong>peynir asla</strong></span> yenmemelidir. Et ve et mamüleride peynir kadar olmasada asidoza sebep olur bu nedenle haftada en çok 2 defa et ve et mamülü yenmelidir. (Hastaların 5-6 ay et ve et mamüleri yememeleri gerekir, vücuttaki asidin atılabililmesi için)</span></p>
<p><strong>Aşırı Kilolar:</strong> Sevil hanım hamilelikten önce 55 kg geliyordu. Doğumdan sonra 85 kg’a çıkmıştı. Bir çok diyet metodu denemesine rağmen bir netice elde edememişti. Bana yardımcı olup olmıyacağımı sordu. Bende ona Gökçek Diyetle birlikte beslenmesinide değiştirirse başarılı olabileceğini söyledim. Akşamları saat 18′den sonra et, peynir, yumurta, ekmek, tatlı, bakliyatgiler ve hamurlu yiyecekler yememesini ve bu saat’ten sonra sebze, meyve veya yoğurt yemesini ve günde 3 defa 30 ml Gökçek Diyet almasını söyledim. Sevil hanım <a style="color: #153b7c; text-decoration: none;" href="http://www.gdiyet.com/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Gökçek Diyet</span></span></a><span style="color: #ff0000;"> ve</span> <a style="color: #153b7c; text-decoration: none;" href="http://www.gokcekaktar.com/default.asp?sayfa=siparis" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">Gökçek Kan çayı</span></span></a> artı doğru beslenme ile 3 ay sonra 30 kg vererek eski kilosuna yeniden kavuştu. Doğru beslenemek şartı ile kısa sürede zayıflamak mümkündür ve aynı kiloda kalmak içinde doğu beslenemye devam etmek gerek. Diyetle bir kaç ayda zayıflarsınız, fakat beslenmenizi değiştirmezseniz yeniden kilo alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Akşama yemeği:</strong> Neden akşam saat 18′den sonra ağır yemekler yememeli, çünkü mide 18′de sonra çalışmasını minimuma (en düşük tempo) indirir. Ve böylece tam sindirilmeyen besinler bağırsaklara geçer ve oradada gerekli sindirim olmaz ve absorbe edilen besleyici meddeler tam hazmedilmemiş olduğundan yanarak enerjiye dönüşürken aşırı curuf (artık madde) oluşur ve bu curuf (artık madde) vücudun zayıf noktalarına depolanır. Böylece kilo vermek imkansız olur vede kişi sürekli kilo alır. Mide sabah saat 3′de çalışmaya başlar ve saat 7′de en yüksek çalışma temposuna ulaşır. Saat 13′e doğru çalışmasını yavaşlatır ve 18′den sonra çalışmasını minimuma indirir. Bağırsaklar saat 7′de normal çalışmaya başlar ve saat 13′de çalışma temposu maksimuma erişir ve saat 18′ye doğru temposunu azaltır vede saat 22′a doğru minimum derecede çalışır. Bu nedenle geç saatlerde yenen besinler hazmedilmez ve büyük problem yaratır. <span style="color: #ff0000;">Nişastalı besinler (ekmek, makarna, baliyat, tahıl vb) akşam geç saatlerde yenirse tam sindirilmez ve nişasta şekere dönüşür, şekerde yağa dönüştürülerek vücutta depolanır. Yani ha hayvansal ağır besinler, ha nişastalı besinler her ikiside kilo yapar. Bu nedenle akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, sebze yenmesi veya sebze çorbası içilmesi doğru olur. </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong><span style="font-size: x-small;">Almanlar akşam yemeği yemezler:</span></strong><span style="font-size: x-small;"> Almanların akşam yemeği yememesi benim çok tuafıma gidiyordu. Almanlar akşamları bir dilim ekmek, sebze çorbası veya bir meyve veya bir kase yoğurtla idare ederler. Bunu ben 30 yıl önce anlamamıştım, ama araştırdığımda bunun bir Osamanlı tarzı beslenme olduğunu gördüm. Atalarımız hep sünnete uymuş ve Atlas’dan (Fas) Alaska’ya kadar at koşturmuş. Nasıl at koşturmuş sağlıklı beslendiği ve sağlıklı yaşadığından, yani sünnete uyduğundan. Ne zaman sünnet’ten uzaklaşmış o zaman hantalaşmış beyin ve bileği çalışmaz olmuş ve küçülmüş küçülmüş vede küçülmüşüz. Artık büyümenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle doğru beslenelim ve kafamızda bilğimizde çalışsın. Ben 26 yaşına kadar 57 kg geliyordum, sonra evlenince (1983) 67 kg’a, iki aylik askerlikten sonra (1989) 77 kg’a, 2000 yılında 87 kg’a ve 2003′de 90 kg’a çıktım.</span></span></p>
<p><strong>Yanlış Beslenme: </strong>Neden bu kadar kilo aldım, tabii çok yanlış ve ağır beslenme nedeniyle. Tanıdıklarımdan 35-40 yaşlarındaki bazı insanaların kalp ve kandolaşımı problemi, damarların yağlanması (arterioskleroz) ve aşırı kilolar’dan öbür dünyaya göçmeye başladılar ve bu beni korkutu. Bu nedenle bir çok diyet yöntemi uyguladıysamda pek başarılı olmadım. Bende et, peynir ve yumurtayı bıraktım vede siyah çay kahve, kola ve fanta içmemeye başladım. Vede akşamları fıstık ve antep fıstığı yemeyi bıtaktım. Akşamları ise hayvansal besinler, hamurlu ve bakliyatgiller gibi ağır yiyecekler yerine <strong>çok az</strong> meyve, salata veya yoğut yedim veya sebze çorbası içtim. Ve bana ait olan Gökçek Diyetini geliştirdim ve iki hafta Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı içtim vede 6 kg (06.12.06) verdim. <a style="color: #153b7c; text-decoration: none;" href="http://www.gokcekdiyet.com/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">Gökçek Diyet</span></span> </a>vücudun metabolik değişimlerini tetikler, yani arıtır ve aşırı yağlar yanarak erir ve böylece fazla kilolar atılır. Şişmanlık başta nefes darlığı, kolesterol, damar sertliği, kalp krizi, beyin kanaması, yüksek tansiyon, allerji, sindirim rahatsızlıkları, görme ve duyma anormalikleri, cinsel yetersizlik vb.. gibi rahatsızlıkların ana sebebidir.</p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;">Türk Misafirperverliği veya Türk İşkencesi:</span></strong><span style="color: #000000;"> Aslında çok güzel örf, adet ve töre gibi görünsede bu abartı misfirperverlikten çıkıyor ve işkenceye dönüşüyor. Misafir gitiğiniz yerde veya size misafir geldğinde masanın üstü boş kalırsa ayıp olurmuş gibi, önce çay ve cerez, yemek vaktine karar zaman varsa kahvaltı gibi hafif aperatifler, yemekten sonra, tabii bu yemek zaten çok çeşitli ve ağır, evet yemekten sonra meyve ve meyveden sonra yine cerez, çay veya kahve faslı. Bütün bunlar normal olanıdır. Birde bazı misafirler ayağa kalkmadan yine açıktılar mı diye sorma ve ve hatta yatılıya gelen bazı misafirler yatmadan önce yine birşeyler atıştırıyorlar. Misafirlik misafirlik olmaktan çıkıyor, işkenceye dönüşlüyor ve bunu her ev sahibi yapamak zorunda, çünkü dedikodudan korkuyorlar. Bu kötü alışkanalık töre, adet veya misfirperverlik olamaz. Bu insanaları zehirlemektir. Bana kalırsa misafire yemek vermemek vermekten daha iyidir, misafirin ve tabii kendi sağlığınız için. Bir haftalığına Türkiyeye gidiyorum 6-7 kg alıp dönüyorum.</span></p>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;">Yemek, yemek, yemek</span></strong><span style="color: #000000;"> evet her sırsata yemek yemek için şartlar oluşturmak. Bayanlar akşamaları kadınların altın günü vs diyerek toplanmaları ve yine yemek, çay, kahve, cerez ve meyve faslı devam ediyor. Erkekler saatlerce kahvede kagıt veya okey oynadıktan sonra evlerini hatırlıyorlar ve eve gelince geç saatlerde çok ağır yemekleri tıkabasa atıştırmalar ve hareket etmeden yatıyorlar. Özeliklede Almanyada Türk kadınlarını görünce korkumdan onlara yol veriyorum, çünkü yürürken bir çarpsalar maşallah uçarsın. Çoğu bayan evlendikten sonra birde 2-3 çocuk yapınca kendilerine hiç dikkat etmiyorlar ve sürekli hamurlu, peynirli ve etli yiyeceklerle obez (aşırı şişman) olup çıkıyorlar. Bu nednelede çok boşanmalar oluyor. Adam bakıyor rus, taylantlı veya alman kadınları çıta gibiler, sonrada boşanıyorlar. Almanyadaki kadın sığınma evlerindeki kadınların çoğu Türk ve Faslı nerdeyse almanlardan fazlalar. Evet birde çok kötü adetlerden biride cenazeye başsağlığına gidenler, karınlarını doyurmayı düşünüyorlar ve yemek yemeden ayrılmıyorlar, bu ne kötü bir alışkanlık. Millet kendi yasınamı yansın, yoksa gelen vatandaşa yemek hazırlamak için koşuştursun?</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #000000;"><strong>Kalori:</strong> Yılardır duyarız işte büroda çalışan şu kadar, inşaata çalışan şu kadar kalori alması gerek, şu besinden şu kadar bu besinden bu kadar denir ve bizde inanırız. Almanyaya yeni geldiğimde inşaat mühendisliğini okumak istedim ve bir yıl bir inşaat firmasında staj yaptım. Burada çalışan alamanlar benden büyük ve kilolu idi. Ve hatta biri vardı adam 2 metre boyunda ve 100 kg ağırlığında. Hep birlikte kahvaltıya çıkınca onlar küçük 50 gramlık bir sandeviç ve içinde incecik kağıt gibi bir dilim peynir veya salam yiyorlardı ve kahve içiyorlardı. Bense 5-6 sandevic, domates, biber, salatalık, zeytin ve peynir yiyordum. Bende Türkler arasında öyle çok yemek yiyen biri sayılmazdım. Almanlar bana bakıp bugün sizin bayramınız mı var diyorlardı. Yani adamalar öyle alışmışlarki bir dilim ekmekle yetiniyorlardı. </span><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #ff0000;">Evet staj yaptığım o günlerden bu günler kadar tam 28 yıl geçti. Gökçek Diyet aldıktan ve ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra az yemekle yaşamanın mümkün olduğunu gördüm. Ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra akşamaları bir kase yoğurt veya bir meyve veya bir tabak salata yiyince veya bir kase çorba içince midem küçüldü ve artık fazla yemek yemeden aynı tempo ile çalışıyorum vede daha dinçim.</span><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #000000;"> İşte şu kadarlık kilo kalori şundan ve bu kadarlık kilo kalori bundan yiyeceksin demek hikaye. Sindirim sistemeleri iyi çalışan insan az yemekle yetinir, ama sindirim sistemilerinde problem olan kişi ne kadar yese doymaz.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small; color: #000000;"><strong>Günde 5-6 öğün yeme</strong> hikayeside doğru değildir. Bazı hastalara doktorlar az yemek yemeyi tavsiye edeceğine, gün alınan 3 öğünün 5-6 öğüne yayılmasını tavsiye edilmektedirler. Evet günde 3 defa ağır yemek yemek tabii doğru değil ve bunun yerine günlük 3 defa alınan öğünü, 5-6 öğüne yaymak iyi fikir gibi gözüksede iyi fikir değil. Günde 3 defa değil mümkünse 2,5 öğün almakatır, yani akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, salata veya çorba gibi çok hafif bir menü iyi olur. Neden böyle bir beslenme gereklidir? Çünkü mide kahvaltıdan sonra bunun hazmetmek için 4-5 saat zamana ihtiyaç duyar ve öğle yemğinden sonrada yine 4-5 saatlik bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Ve çok hafif bir akşam öğününden sonra mümkünse birşey yememek gerekir. Zira mide bu saaten sonra en minimum çalışma temposuna girer ve yenilen besinler hazmedilmez mide büyür ve sarkar. </span><span style="font-size: x-small; color: #ff0000;">Mide: mide asidi (HCL) ve </span></span><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #ff0000;">sodyumhidrojenkarbonat (NaHCaO3)’ı salğılar</span><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #000000;"> asidi direkt besinlerin hazmı için mide mukazasına gönderirken,</span><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana; color: #000000;"> sodyumhidrojenkarbonatı pakreasa nakleder. Bu asit ve bazın kaliteli salğılanabilmesi için öğünler arasında 4-5 saat gibi bir zaman dilimi gerekir vede arada birşeyler atıştırmakta asit ve bazı kalitesinin düşmesine sebep olur. Asit ve bazın kalitesi düşünce besinlerin sindirilmsi problem olur. Bu nednele mümkünse günde 2 öğün en idealidir, şayet mümkün değilse 2,5 öğünde olabilir. Bu Alman tarzı beslenme gibi gözüksede değildir, çünkü bunlarda bu beslenmeyi Osmanlı’dan almış Osmanlı’da malum Kuran’a ve Peygamber Efendimizin sünnetine dayanayark bu beslenme tekniği geliştimişti. Eskiden beri İstanbul’da yaşayanlar sağlıklı beslenmeyi bilir. Avrupa hayranlığı ve bizden olmayan bujuvazinin Türk gibi değil Avrupalı gibi yaşaması diğer insanlarımızında bunlara özentisi nedeniyle milli değerlerimiz yok olmuştur. Mesala Atatürk’ün en sevdiği yemek kuru fasulye, bu gün hangi zengin kuru fasulye yerki. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small; color: #000000;">(<strong>İbn-i Sina:</strong> Almanca yayınlanan tıp kitaplarda bile İbn-i Sinanın dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hekimi olduğu vurgulanır. Fakat Türk ve müslüman olduğu gizlenmek için ona birde </span><span style="font-size: x-small;">Avicenna ismini takmışlarki okuyanlar italyan sansınlar. İsviçreli Paracelsusu almanlar alman diye sahiplenirler. Paracelsus İbni Sinayı taklit etmiş ve bazı yöntemelerinide geliştirmiştir. Osmanlı Maturidilik’ten Eşariliğe geçince Üniversitelerde pers ve arap üleması söz sahibi olmuş ve buda bizim sonumuzu getirmiştir. Çünkü Kahire, Bağdat ve Kum’dan (Tahrana yakın bir şehir) gelen ülema islamı Türke göre değil araba ve farsa göre yorumlamış ve müsbet ilimler Medreseler’den kalkmıştır. Çöküşümüzün sebebini analayan ilk insan Atatürk olmuş ve yeniden Maturidiliğe geçişi başlatmış, fakat yerine geçen çözmez, Türk milletini batının kulu kölesi yapmıştır. İbni Sina ilmi kaynağından yani Kuran’dan ve Sünneten aldığından en büyük hekimdir. Paracelsus’da büyüktür, çünkü ustası büyüktür. İbni Sina gibi büyük bir hekim varken Hippokrat adına yemin etmek hattadır, tabii batılılar bunu yapıyorlarya bizimde aynısı yapmamız gerek)</span></span></p>
<p><strong>Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı</strong> ile zayıfladık, peki bu diyeti bırakınca yeniden kilo alırmıyız? diye sorular soruluyor. Diyet diyince bir kaç ay dikkat edeceksin sonra yine istediğin gibi yiyip içeceksin diye anlaşılıyor. Diyet ömür boyu sürecek bir beslenme şeklidir. Bir atasözü vardır: Kahvaltını Sultan gibi, öğle yemeğini Ağa gibi ve akşam yemeğini dilenci gibi yap buyurmuştur. Bu ne demek sabah istediğin gibi yiyebilirsin, öğle dikkat etmelisin ve akşam ise çok az yemelisin, ayni ilaç alır gibi. İşte o zaman kilo almazsın. Sindirim sisteminin çalışma temposuna göre kişi beslenirse bir çok hastalıktan kurtulur vede kolay kolay hastanmaz, bağışıklık ssitemi en ideal şekilde çalışır. Sindirim organları ile bağışıklık sisteminin ne ilgisi var diyecek olursanız. Evet çok ilgisi var, çünkü bağışıklık sisteminin % 85′i bağırsakalarda faliyet gösterir. Bağırsakalarınız sağlıklı ise vücudunuzda sağlıklıdır. Bağırsaklarınızda problem varsa burası bataklık gibi sürekli mikrop üretir ve diğer bir çok hastalığı tetikleyen merkez olur.</p>
<p><strong>Gökçek Kan çayı: </strong>Hücreler, hücrearaları, dokular ve doku araları, organalar ve organ araları, eklemler vede özelikler bağ dokularında oluşan curufu atmada Gökçek Kan çayıda çok önmelidir. Bağ dokularını temizler, kemikleri güçledirir, damarlara elastizite kazandırır, yani kireçlenmeyi (yağlanmayı ) önler. Bilindiği gibi bir kişinin bünyesinin % 18′i bağ dokularından oluşur. Yani asında en büyük organ diyebiliriz. Fakat hepsi bir arada olmadığından her organ, doku, kemik, damar veya sinirin kendine has bir bağ dokusu vardır. Bu nednele bazı bağ dokuları oldukca sert iken, bazıları oldukca yumşak ve elastik olabilir. Bu bağ dokuları organları ve dokuları elastik tutmakla kalamaz orgara kanın giriş ve çıkışları vede artık maddelerin taşınmasıda bu bağ dokuları aracılığı ile olur. Bağdokularında curuf oluşması demek buraya yerleşen bakteri, virüs ve mantarların sürekli çoğalması vede toksik madde üretmesi demektir. İşte Gökçek İksiri veya Gökçek Diyetin yaptığı bu temizlik hareketini Gökçek Kan çayı destekler ve tedavi sürecinin kısalmasını sağlar.</p>
<p><strong>Siyah çay ve kahvede</strong> bağırsak mukazasını kurutur, bu nedenle bağırsakalar vitemin, mineral, enzim, glukoz vb.., besleyici maddeyi değerlendiremez, çünkü besleyici maddeleri pompa gibi emerek alan visüler kanallar kurur ve görevini yapamaz. Kola ve fanta gibi içecekler aşırı oranda şeker içerir, bu şekerde bağırsak mantarlarının hızla çoğalıp yayılmasına vede kemiklerin erimesine sebep olur. Beyaz un mamüleri (yani kepeksiz undan yapılan ekmek, makarna vs…,) ise mineral ve vitamin içermediğinden bağırsak rahatszılıklarına vede vitamin yetersizliğine sebep olur. Gökçek Diyet ismi ile satışa sunduğumuz ürünümüz doğal vede hiçbir yan tesiri yoktur.</p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Dil üzerinde 5 çeşit</strong> tat alama alanları vardır ve bunlar acı, eşki, tatlı, tuzlu vede yağ tatı alma alanlarıdı. Bunlardan acı (mavi), eşki (yeşil), tuzlu (sarı ) ve tatlı (lila) tat alanlar hücreleri otomatik olarak aktiftir ve bu tatlarda olan besinleri aldığımızda hemen değerlendirme yaparlar ve besinin tadı konusunda bilgi sahibi oluruz. Fakat yağ tadını alan hücreler aktif değildir ve bu nedenle öreneğin zeytin yağlı yemek yediğnide özel ayrıca bir tat almazsınız bu tadı değerlendiren hücreler ancak ve ancak 40 gün süreyle zeytin yağını sade veya salata ile alırsanız aktif olur. Aksi halde aktif olmaz. 40 gün sonra zeytin yağlı besinler yiyince tamak tadına ulaşan kişi bu tür beslenmeden vaz geçmek istemez.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong>Peynir, et ve mamüleride</strong> kişide bağımlılık yapar uzun süre peynir ve et yiyen kişi peynir, et ve et mamüllerini bırakamaz. Sağlık problemeleri nedeniyle bıraktı diyelim o zamanda doymaz ve kendini sürekli aç hisseder ve haliyle aşırı yemek yeme hissi doğar. Peynir, et ve et mamülleri mide ve bağırsakalarda en uzun süre kalan besinlerdir ve kişiyi tok tutar. Oysa meyveler 20-60 dakika ve sebzeler 30-120 dakika midede kalır. Buda kişinin erken açıkmasına ve yediği besinler nedeniyle doymamasına sebep olur. Bu nedenle diyet yapan kişiler diyeti bıraktıktan sonra daha çok yemek yerler ve daha kilolu olurlar.</span></p>
<p>Sindirim organlarının alışık olduğu hazım süresi kısalınca, boşalan mide kişide açlık duygusunu uyarır. Et, peynir, yumurta ve mamüllerine alternatif olacak ve midede uzun süre kalacak ve kişinin açlık duygusunu giderecek bir besin gerekir. Bu besinde zeyinyağıdır. Midede normal olarak 30-120 dakika kalan çoban salatasına zeytin yağı katlırsa bu süre midede 3-4 saate ve bağırsaklarda 8-10 saate kalır ve kişinde açlık duygusu uzun bir süre görükmez. Ayrıca zeytin yağı olmadan yenen domatesteki likopen isimli bir çeşit B-Vitamini çok çok az değerlendirilir. Zeytin yağı ile ise tamamı değerlendirilir. Bu diğer sebzeler içinde geçerlidir. Her türlü salataya zeytin yağı, sirke ve limon suyu katılmalıdır.</p>
<p>Yemeğe başlamadan <strong>önce salata</strong> yenmeli, sonra çorba içilmeli ve sonrada diğer yemekler yenmelidir. Neden çünkü önce salata yenirse bağırsakları çalıştırılır, hareketlendirir, tembeliği önler, bağırsak içindeki artık maddeleri dışarı atılmasını sağlar. Yemekten önce salata yenmesi ile bağırsaklarda ishal, kabızlık ve tembelik gibi durumlar olmaz vede bağırsaklarda iltihaplı ve ülserli rahatsızlıklar olmaz. Şayet herhangi bir rahatsızlık olursa Gökçek İksiri kulanılmalıdır, Gökçek İksiri ile bağırsaklardaki curuf dışarı atılır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
</span><strong>Peynir:</strong> Halkarasında peynirin kalsiyum için çok çok önemli olduğu söylenir ve hatta doktorlar kemik erimesine karşı bol bol peynir yenmesini tavsiye ederler. Ve bol peynir yenince kemiklerdeki kalsiyum oranının artacağı idddea edilir. Et ve peynir yiyince Hücrelerdeki metabolik değişimler sırasında aşırı asit oluşur, bu asidi atmak için aşırı kalsiyuma ihtiyaç duyulur. Ve böylece aşırı asitle birlikte kalsiyumda dışarı atılır. Yani peynir yiyince kalsiyum alınır ama alınandan çok daha fazlası, peynirin sebep olduğu asitlenme nedeniyle dışarı atılır. Vücudumuzdaki asit-baz dengesinin sürekli dengede olması gerekir asidin aşırı artması demek komaya girmek demektir ve sonu ölümdür, bu nedenle küçük beyin oksijen alımını yavaşlatır.</p>
<p>Oksijenin azalması yorğunluk, haksizlik, dermansızlık, güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması demektir. Vücudumuzdaki asit-baz dengesi sürekli dengede tutulur. ADB’de yapılan bir araştırmada hayvansal besinalanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiştir. Osteoporoz’un (kemik erimesi) sebebi kalsiyum yetersizlıği değil kalsiyum kayıbı olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlede hayvansal besin alanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiş ve sebze ve meyve yiyenlerde ise daha az kalsiyum kayıbı olduğu görülmüştür. Böylece peynir yersen kemiklerin sağlamlaşır masalı sona ermiştir. (Wolfgang Spiller, Ehk. 10.2002.713)</p>
<p><strong>Et, Peynir ve mamülleri</strong> sebep olduğu ikinci önmeli tehlike ise vücutta iltihaplanamaya sebep olmasıdır. Et ve Peynir kan ve dokularda asitlenmeye sebep olur ve asitli ortamada immün sistemi faliyetini azaltırken, çünkü yeterince oksijen alamazlar vede bakteri, virüs ve mantarlar daha hızklı çoğalmaya başlar. Kanın PH-değeri 7,4′dür ve bunun sürekli korunması gerekir. Et, Peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Et Peynir ve etmamülleri H2CO3’nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur, dermansızlaşır ve güçsüzleşir..</p>
<p>Uyumakla yorğunluk geçmez, günde 10 saat uyusanız yine kendinizi yorğun hissedersiniz, çünkü et ve peynir vücuttaki asiti aşırı yükseltir ve bu asidin nötürleştirilerek asit-baz dengesinin normala dönmesi çok zaman alır. Ve oksijen asidi nötürleştirmek için harcandığından yorğunluk, halsizlik ve dermansızlık uzun sürer. Özeliklede akşamları et ve peynir yenirse bir gün sonra yorğunluktan kendinize gelmeniz çok zaman alır. Bu nedenle en fazla haftada iki gun et ve mamüleri yenmelidir. Fakat asla peynir yenmemelidir.Peynir asala yenememelidir, çünkü iltihaplanmaya sebep olur.</p>
<p>Peynirle ilgili üçüncü önemli tehlike ise Tyramin isimli bir madde içerir ve bu madde normal olarak monoaminooksidaz tarafından yok edilir. Depresyon ilaçıları Tranylcypromin içerir ve bu maddede monoaminooksidazı frenler.Böylece Peynirin içinde olan Tyramin vücutta yoğunlaşır ve buda yüksek tansiyona neden olur. Depresyon ilaçı alan hastaların bu nedenle kesinlike peynir yememeleri gerekir. Bu tyamin suçuk salam gibi besin maddelerindede bulunur. (NH 10.2000.6)</p>
<p><strong>Et: Yüksek tansiyon </strong>asıl nedeni aşırı hayvansal besin özeliklede et ve etmanüleri tüketme sonucu bağırsaklarda ortaya çıkan „Metihionin“ aminoasidinin B6,B12- vitaminleri tarafindan elimine edilememesi neticesinde ortaya çıkan „Homocystein“dır. Homocystein LDL-Kolesterolunu (zararlı Kolesterol) oksitlemesi sonucu. LDL-Kolesterolu makrofajlar (bakterileri yiyerk yok eden savunma hücreleri) tarafindan yabanci madde (zararli bakteri veya virus) diye alğılanmasına sebep olur. Makrofaj LDL-Kolesterolunu yiyerek yok etmeye çalışır ve böylece süngerimsi artık maddeler oluşur ve bunlarda damarların iç yüzeyine yığılarak damar sertliğine neden olurlar. Damar sertliği başta beyin kanaması, kalp krizi ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli hastalıklara sebep olur. Gökçek İksiri, Gökçek Tonik, sarımsak, bağırsak florsı için en ideal ilçlardır.</p>
<p><strong>Beyaz Un:</strong> Karbonhidratlı besinlerde sağlığa zararlıdır vede şişmanlığa neden olurlar. Burada yağlı besinleri anladıkta karbonhidratlı besinler neden şişmanlığa sebep oluyor diye bir soru akla gelebilir. Karbonhidratlı besinler deyince lifli (sebzeler meyveler) besinler değil, nişastalı besinleri özeliklede kepeksiz un’dan yapılan yiyecekleri kastetmeteyiz. Nişasta bir polisakkarid olup bağırsaklarda disakkaride ve kanda glükoza dönüştürülür. İnsan vücudu gulkozu yağa çevirebilmektedir, bunlarsa ekmek, makarna, şeker, tatlılar ve diğer tahıl ürünlerininde oldukca bol vardır. <span style="color: #ff0000;">Kanda fazladan bulunan gulukoz ileride kulanılmak için yağa dönüştürülerek depolanır.</span> Bu nedenle et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besin yemeyenlerden de şişman olurlar ve hatta hamurlu yiyeceleri çok sevenler, bakiliyat ve tahıl ürünleri daha şişman yapar, çünkü hayvansal besinler aynı zamanda proteinda içerirken nişastalı besinler hemen hemen yok denecek kadar protein içerirler.</p>
<p><strong>Protein ve yağın</strong> ayrışması zaman alır ve böylece pankreasa zamn kazandırılır, yeterince insulin salğılaması için. Kepekli ekmekteki nişastanının şeker dönüşmesi zaman alır çünkü vitaminler, minerller ve lifli maddelerin ayrışması gerek. Bu nedenle kepekli ekmek yiyenlerin şeker hastalığına yakalanma ve şişmanlama rizki beyaz ekmek yiyenler göre daha azdır. Akşamaları yenen hamurlu yiyecekler, bakliyet ve tahıl ürünleri tam sindirilmediğinden sindirim problemelerine sebep olur. Bu nedenle akşamları sebze, meyve ve yoğurt gibi hafif yiyecekelr tercih edilmelidir. Almanyaya geldiğimde Almanların sulu sıcak akşama yemediklerini gördüm ve şaşırdım, fakat ardan geçen zaman içinde çok doğru beslendiklerini gödüm. Gerçi bunlardan önce bizim Osmanlı akşmaalrı asla ağır yemek yememiş. Yani almanalardan biz bir şey alıyoruz ama aslında o aldığımız değerin aslıda biz aittir.</p>
<p><strong>Beyaz Şeker:</strong> Şekerin kulanılması ise çok yenidir. Şekerin doğalı, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. Örenğin eskiden kulanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kulanılırdı. Şeker pancarından elde edilen şeker ilk zamanlar doğal iken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kulanılır. Buda kandaki şekerin aniden yükelmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçiş olur. Şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salğılanaması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu nedenle doğal şeker kulanılmalıdır. Dünyada en sağlıksız beslenen millet malesef Türk Milletidir. Asyalılar pirinç, deniz ürünleri, sebze ve meyve, Avrupalılar patates, laahna, meyve, sebze ve hayvansal ürünler, Afrikalılar sebze, meyve, tahıl ağrılılı beslenirken. Dünyada sadece Türklerin varlıklı olanları hastalık derecesinde hayvansal besinlerden: et, peynir, yumurta ve kepeksiz un mamülleri (kepeksiz unda mineral, vitamin, enzim bulunmaz ve kişinin bağırsaklarına yapışır, geniş bilgi için buğdaya bak) vede alkol, fanta ve kola türketiyorlar.</p>
<p>Buda bile bile ölüme koşmaktır. Avrupadaki Türkler özelikle çok sağlıksız besleniyor ve sürekli hayvansal besin tüketiyorlar. Türk Milletinin geleceği bu gidişle pek parlak değil. Osmanılı yani dedelerimiz akşamları hayvansal besin yemezlerdi ve en fazla haftada 2 defa et yerlerdi, çok yüksek bir beslenme kültürüne sahiptiler. Hiç et yememekte iyi değil çünkü et hücre yenilenmesinde çok önmeli rol oynar. Yani sünnette uyarlardı. İslam’dan uzaklaşan bizler, batıya yaklaştıkca ilkeleştik.</p>
<p>Almanyada alkol nedeniyle kısırlaşma 50 yıl öncesine göre % 50 armıştır ve Almanyada 100 yakın sperm bankası var. Yani çocuk sahibi olmak isteyen tanımadığı bir erkeğin sperması ile hamile kalıyor. Bizde koskoca devlet adamlar sanki çok üyük bir marifetmiş gibi her vesilede ellerinde bir kadeh tokuştur babam tokuştur. Bu devlet adamları bizim bilmediğimiz gizli güçleremi hizmet ediyorlar. Ben 28 senedir Almanyadayım devlet adamları mümkün oldukca kadehlerle ve sigara ile medyanın önüne çıkmamaya çalışırlar, yani kötü örenk olmazlar.</p>
<p><strong>İçecekler:</strong> Beslenme deyince akla genelikle yiyecekler gelir oysa içeceklerde çok çok önemlidir, çünkü içecekler bütün sindirim sistemini altüst edebilir. Siyah çaydan uzun süre ve aşırı miktarda içilirse bağırsakları kurutur ve sindirimini bozar geniş bilgi için çaya bak. Kahvede aynı şekilde uzun süre ve aşırı miktarda içildiğinde başta gastrit olmak üzere birçok rahatsızlığa neden olabilir geniş bilgi için kahveye bak.</p>
<p><strong>Asitli içecekler (Cola, Fanta) </strong>ise kanın ve dokuları asit-baz dengesini bozarak asidoza sebep olur vede içerdikler asırı miktardakı şeker nedeniyle kemikleri eritir ve sindirimi zayıflatırla (Geniş bilgi için kola ve asidosa bak).Doktorlarin çoğu çok su içilmesini tavsiye ederler, oysa fazla su içilince böbrekler vücuttaki fazla sıvıyı atmak için böbrek hücrelerindeki (nefro, nephron) tübüler kanaları genişler ve idrarla birlikte aşır miktarda vitamin, mineral, glikoz ve protein gibi önemli maddelerde dışarı atılır.<br />
Azalan bu madderini yeniden temini için mide hücreleri (sensorlar, sensory) beyine açlık duygusunu uyarıcı sinyaller gönderir. Böylece kişi aşırı yemek yemeye başlar, aşırı yemek yiyen kişide sağlıklı sindirim olmadığından vücudunda aşırı miktarda cüruf (besi madderinin parçalanarak molekülere ayrılması sonucu ortaza çıkan artık maddeler) meydana gelir. Cürufun atılması kişide aşırı yorğunluk, dermansızlık ve bitkinliğe sebep olur. Yani çok içmek çok yemeğe ve çok yemekde çok uyumaya sebep olur, neticede kişide dermansızlık, halsizlik ve bitkinlik hasıl olur. Tabiki özelikle yaz aylarında hararete karşı fazla su içilmesi gerekir, günde 2-3 litre saf ve sade su gerekebilir. Asitli sularda zararlıdır, çünkü vücudun asit-baz denğesini bozar.</p>
<p><strong>Meyve suları: </strong>Meyve sularının Almanya’da olduğu gibi doğal olduğunu zannediyordum. Bu nedenle bu konuda bir yazı yazmayı düşünmemiştim. Fakat Türkiye ye gelince hemen her firmanın meyve suyunu dendim. Meyve suyundan çok <strong><span style="color: #ff0000;">ŞERBETE</span></strong> benziyorlar. Doğrusu Almanya da 29 yıl kaldım hiç böyle meyse suyu içmemiştim. Bunlar Türkiye de meyve suyu değil şerbet suyu üretiyorlar ve satıyorlar. Ne kadar şerbet suyu o kadar kemikler erir, pankreas zayıflar, bağırsaklardaki mantarlar azar. Bağırsak mantarların artması demek bir çok hastalık demektir. Çünkü mantarlar çeşit çeşit toksik maddeler üretirler ve bu toksik maddeler kana geçerek alerji, kurdeşen, baş ağrısı, migren,depresyon vb bir düzine hastalığa sebep olurlar.</p>
<p><img src="file:///C:/Documents%20and%20Settings/TUGRA%20578%2086%2041/Belgelerim/Web%20Sitelerim/gdiyet/defaul8.jpg" border="0" alt="" align="right" /></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Verdana;"><strong>Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp İsimli kitabım çıktı.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; line-height: 115%; color: black;">Avrupalı 15-16 yüz yılda Türk (Osmanlı) ve Arap dan (Endülüs) aldığı ilimle başalttığı rönasans ile bugünlere geldi.Türk Milletinin 500 yıllık gerilemesinin sebebini doğru teşhis eden Atatürk Türk rönasansını (yeniden yapılanma veya Maturidiye dönüş) başlatı, fakat Milli Şef tarafından bu hareket baltalandı ve milletimiz 80 yıl daha kaybetti.<strong>Ben İbrahim Gökçek, ’’Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp’’</strong> alanında 1000 yıldır geri sayışımıza dur diyecek bu eseri yazdım.Evet bu kitabı yazmak için 12 yılı pasif ve 15 yılı çok yoğun, yani 27 yıl çalıştım.Bu kitapta şimdiye kadar diğer kitaplarda olmayan çok şey göreceksiniz. Özeliklerde çeşitli hastalıklara karşı 1000’e yakın reçete bulacaksınız.Bu alandaki Türk rönasansını ben başlatığım için çok mutluyum.</span></p>
<p>Bu kitap 3 cilt, 1800 sayfa olup şifalı bitkiler çok yönlü olarak ele alınmıştır, ayrıca hastalıklar ve tedavileri ve de genel bilgilerden oluşmaktadır.Bitkinin türkce, almanca ve latince isimleri ve halk arasındaki isimleri.Bitkinin drogları (şifalı kısmı), tarihçesi, botanik, yetiştirilmesi, hasat zamanı, birleşimindeki maddeler, birleşimindeki bazı önemli maddelerin açık formülü, tesir şekli, klinik araştırmalar ve sonuçları, klinik araştırmalarına göre kulanılış şekli, komsiyon e ye göre kulanılış şekli, aroma terapideki yeri, homöpatideki yeri, çayı, çay harmanları, tentürü, posyonu, eterik yağları, ekstresi, kremi, vs ve yan etkisi var mı? Bütün bunlar irdelenmektedir.</p>
<p>Ekim 1978 Almanya’ya gittim (hamdolsun 29 yıl kaldıktan sonra geri döndüm) ve tedavi olmak için, doktora gitmeye başladım, fakat nafile. <strong>Bunun üzerine kendim 1980′de şifalı bitkiler üzerine araştırmalara başladım.</strong> Türkçe yayınlanan kitaplardaki reçeteleri üç yıl denedim ve faydasını göremedim. Umutsuzluğa kapıldığım bir anda Avusturyalı M. T. Allahın Bahçesin…adlı kitabıyla tanıştım. Oradaki bilgilerden bir reçete geliştirdim ve uyguladım vede çok şükür fibromyaljiden (yumşak doku romatizması) kurtuldum. Bu kitapta derli toplu bir reçete yoktu. 1989′de askerlik yaparken tabak, kaşık, çatal, kazan vb., mutfak eşy